29 Ocak 2021 Cuma

Bulutlar ve Bilişler

Az önce penceremden görebildiğim iki koca binanın arasından, dalıp gitmiş, az da olsa gökyüzünü görebildiğim boşluğa bakıyordum. Pofuduk bir bulut hızla sürüklenip geçti, sonra bir diğeri. Görebildiğim dar aralıktan bir kaç bulutun geçişini izlerken, bulutları izlemeyi eskiden ne kadar sevdiğimi anımsadım.

Yıllar yıllar evvel bulutları izlerdim; sık sık, uzun uzun... Seğmenler Parkı'na uzanır izlerdim. Taşköprü boyunca kafam havada olurdu, Kabak sahilinde ya da Bornova'daki manzaralı evin penceresinden, Kordon boyunda, bazen Gündoğdu meydanında yatıp, bazen Boğaz'ı Karaköy'e, Kadıköy'e ya da Beşiktaş'a doğru geçerken... izlerdim hep (2021 notu: şimdi Fethiye'de izlemeğe devam ediyorum). Gelip geçişlerine, buharlaşıp yok olmalarına, birleşip yeniden var olmalarına, oradan oraya sürüklenmelerine hayran hayran bakardım. İlhamlanırdım. Fotoğraflarını çeker, onlara tematik anlamlar yüklerdim. Bulutlardaki bilgeliği görebiliyordum, yahut görebildiğimi zannediyordum. Her şeyin gelip geçici olduğu ve şeylere tutunmaya gerek olmadığına dair bir çeşit bilgelikti bu bahsettiğim. İlk (ve şimdilik son) evimi boşaltıp eşyalarımı dağıtırken aynı bilgeliğe yaslanıyordum. Sanki yirmili yaşlarımın başında daha bilge bir insanmışım gibi; hakikaten anlıyordum. Okuyor, araştırıyor, sorguluyor ve dahası hissediyordum. Fakat eksik bir şey vardı. Daha doğrusu varmış.




Her geçen yıl daha çok öğrenip bilgeliğe ilerleyeceğimi de zannediyordum o vakit. Bu zanlarım, cehaletimin işaretiymiş, bilmiyordum. Sonra bir yerde sıkışıp kaldım. Nasıl oldu bu, mekanizmasını anlamak da anlatmak da çok zor. Kainatın işleyiş sisteminin önemli bir aşaması herhalde. Belki maddenin kendi içine çökmesi gibi. Belki doğal bir fenomen olarak, belki de bir çeşit gecikmiş Satürn döngüsünün esiri oldum. Belki sadece ektiklerimi biçiyordum. Belki bilinç dışımı sıkışabileceği son noktaya kadar sıkıştırmıştım. Bilmiyorum. Eksik olan şey bir biliş türüydü esasen (Biliş ve Buluş arasında bir ilişki olmalı muhakkak). Ve onu öğrenmem için çeşit çeşit zorluklar yaşamam gerekiyordu. Kibirimden göremiyordum, evet. Olan buydu.

Bilmenin çeşitli katmanları vardır. Bir şeyi biliyorum demek için her bir katmanda karşılığının olması gerekir (Ki bu da tuhaf bir paradokstur zira bir şeyi her bir katmanda bildiğiniz zaman onu bilmediğinizi fark etmeniz  de çok muhtemel).  Bu katmanlar zihinde, bedende, duygularda, ruhsal seviyede... olabilir. Bende eksik olan da bir çeşit iç görüydü herhalde. Bununla derinliği kastediyorum. İç görü, adının ima ettiği gibi içeriyi görebilmekle ilgili, yani öğrendiğim bilgilerin derin bir yüzeye tutunabilmeleri için gerekli. Eğer derinlere inemezseniz -doğal olarak- oraya tutunamazsınız. Önce derinlere inebilmek gerekiyor. Yıllarca en büyük korkularımdan birisinin altımda uzanan derin bir deniz, okyanus, herhangi bir su kütlesi olması şaşırtmıyor ("Fobiler genellikle semboliktir," diyor Hollis, Ruhun Kaygan Kumları'nda). Şimdi geçmiş günlerde ne kadar yüzeyde kaldığımı idrak etmek, biraz, nasıl diyeyim... ironik geliyor. Çünkü bir gün dönüp bugün bulunduğum yerleri de sığ olarak niteleyeceğimi de itiraf etmiş oluyorum şimdiden.

Bu blog'a başlarken 2014'te bir rüya yazmışım Kılavuz'un on ikinci. maddesine. Derinlikle ilişkimin oradaki kuyu ile sembolize edildiğini iddia edeceğim. Oradaki kuyu, ben'im; benim tüm bilinç dışım, psişemin karanlığı, belki de Anima'm. Geçen 7 yılda, özellikle de son 3 yılda, sanırım derin sulara, mağaralara, kuyulara, karanlığın içine bir kaç adım atmayı başardım. Defalarca korkuyla yüzleştim, bolca ağladım, titredim, kaygılandım ve nefessiz kaldım. Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şeyler olmuştur.

O kuyunun derinlerine inmek yolculuğumun önemli bir parçası olmuşsa da, şimdi oradan su çıkarabiliyorum, ve kuyudan da çıkıyorum artık, müsaadenizle (Yazgı'mda beni bekleyen Ada'lar var, hasretle kucaklayacağım).

İlerleme lineer değil, kuşkusuz. Fakat bir ilerleme olmadığını da söyleyemeyiz. Her şey gibi bu da birbirini  aynı anda içeren kuantumçağrışımlı bir ikilem. Bu ikilem (yahut ikilik) bir başka yazının konusu olsun. Müsaadenizle bugün ne kadar cahil olduğumdan bahsedip bitireceğim. "Hiçbir şey bilmiyorum" değil, "pek az şey biliyorum." Bildiğimi zannetiklerimin de çoğu yanlış. "Aferin Doğukan."

...

Cehaletime güzelle yapmak için 2020 Mayıs'ında yazıp yarım bıraktığım bir... girizgâh.

(Bulut kaydı, Fethiye, Ocak 2021 - Şarkı: We Come and Go, Piers Faccini & Dawn Landes)

1 yorum:

  1. Gülnur Namal Öztürk8 Mayıs 2022 02:25

    Sesin Hanım’ın Instagram hikayesinde sizin isminizi methetmesinden sonra sayfanıza girdim, ardından blog sayfanızın linkine tıkladım.Gece 02.20. Tüm başlıkların içinden bu yazı başlığı dikkatimi çekti ilk ve okudum.Tüm çocukların sizi tanıması gerektiğini yazmıştı Sesin Hanım. Ben de oğlum için bakmıştım sayfanıza. Şimdi bilin ki adınıza bir sinaps kuruldu beynimde. Atomlarınıza bereket. Selamlar.

    YanıtlaSil