4 Eylül 2020 Cuma

Rüyalar - XXII

(03 Mayıs 2020 Pazar - Eskişehir)

- Bir AVM, iş arayışı... A.
- Bir deniz kenarındayım, bisiklete biniyorum.
- S., bir demir teli bir vidaya sararak nasıl minik bir ısıtıcı (ve ışık kaynağı) yapabileceğimi gösteriyor.
- Yaşlıca bir çifte, kitap satın alırlarken çizgi romanlarla ilgili merak ettikleri bir soruya cevap vererek onların konuştuğu konuya salça oluyorum. Kitaplarla ilgili konuşuyoruz. Filanca filmi izlemiş miyim? Stephen Jenkinson* adında bir kitaptan uyarlanmış (Stephen King gibi birisi mi yazmış? Çünkü korku hikâyesi). Hayır izlemedim. Korku izlemem diyorum. İzleyecektim bir keresinde ama korku diye vazgeçtim. Kadın burun kıvırıyor. İzleme bence overrated diyor. Adam ise filmi sevmiş, tavsiye eden o.
- Kitaptaki hikâyenin bir kısmını asıl kahraman olarak izliyorum. Bir nehirden uçarak (Sanırım bunu yapan bir alete sahibim) ağaçlara takılmadan ilerliyorum bir süre. Bu nehirde bir ölüm var, kitabın korkutucu unsuru da bu sanırım. Ben korkmuyorum. Sadece ağaçlara takılmadan uçmaya çalışıyorum.


*Bilinçdışımdaki Jenkinson ve King bağlantısı muazzam. Birisi ölüm ve yas çalışan ve benim de hakkında okumalar yaptığım bir yazar, diğerini ise hiç okumamama rağmen tek kelimeyle tanımlayabiliriz: korku. Bir rüyada ölümden hiç bahsetmeden ona değinmek isterseniz eğer, böyle bir yol izleyebilirsiniz.


(04 Mayıs 2020 Pazartesi - Eskişehir)

Şehirden (ve bir çeşit karantinadan) gitmek istiyorum. Sadece 100 Liram varmış. Güneye tatile gitmek istiyorum bir kadınla, ama kiminle? Gelebilecek kadınlar arasında bir eleme yapıyorum. Sonra arkadaşlarıma soruyorum, kimse gelmiyor. Birisi kabul edecek gibi (Ş. galiba), sonra olmuyor. Y.'ye sorayım diyorum. Derken sonra ne yapacağım, param yok. 

...

Bir ara evden çıkıyorum çöp dökmeye, yanında birisiyle G.'yi görüyorum, caddeden geçiyor ve beni görmüyor. 

...

Tatile gitmek istediğim yer de güney, daha önce eski rüyalarımda da gördüğüm bir yer sanki. Kamp yapmaya uygun, antik kentli, denizi olan, pek kimsenin olmadığı bir yerler.



(05 Mayıs 2020 Salı - Eskişehir)


H. O.'dan mezun olduktan sonra bir zaman. Piyade gelmiş. Bununla ilgili bir işlem yapılıyor, halbuki ben 1,5 sene gitmemişim. Arkadaşlarıma, 'Bakın şimdi olay çıkarıcam, izleyin' deyip subayın yanına gidiyorum. Anlatıyorum durumu, hakikaten 1,5 yılım yok. Salmaları gerekiyor beni, subay falan olmayacağım.

Orada olduğum için oldukça gerginim ve öyle de uyandım. Tıpkı okula okuduğum zamanlar gibi...

...

Bir önceki rüyada da çatışma var. Doğuda görevdeymişim. Tanıdıklarım var. Teröristler bir yeri basmışlar. Tiyatrocular ya da sporcular. Olayın nasıl olduğunu izliyorum. Yine gerginlik.


(06 Mayıs 2020 Çarşamba - Eskişehir)

Antalya'ya gidiyorum. Birine bir kargo teslim etmeye, yo hayır, ondan bir şey teslim almaya, önce (burada aldığım notu okuyamıyorum) sonra dönmem gerek. Haritadan bakıyor nasıl döneceğime. Taksiye biniyorum. 15 TL'm var diyorum. Beni bırakıyor bir yere yolda, adacıklardan geçiyorum. Dar bir sokaktan geçerken sanal bir oyun açıyor. Duvarlarda araba lastiklerinin, kamyon lastiklerinin sesi, araba yarışı müziği, bir sürü renkli astraksiyon, bu oyunu oynamak yasak diyor. Polis ceza yazıyor. Sen, diyorum, teknoloji işi filan yap. Youtube'da kanal aç. Bir projemiz var, tüm beton dökme makinelerini tek bir haritada gösterecek çalışırken. Vay, diyorum, ne kadar yaratıcı.

Otogara ulaşıyorum, muavin maskeniz yok hasta gibisiniz deyip, isterseniz şuraya oturun gibi bir şeyler söylüyor. Bu yaptığınız terbiyesizlik diye başlayıp nutuk çekiyorum. Yolculara konuşma yapıp oturacak bir yer buluyorum.

Sonra, belki başka bir rüya bu. Alman bir ailenin evindeyim. Çocukları da var. Bana bir hikâye anlatıyor; 3 adımlı, masallar gibi. İçinde kıymetli dersler var. Şu an unuttum.Yanımda da biri var.

Yine bir arabaya/otobüse yetişmem gerek. Bir kartpostal gibi bir şey veriyor. İyi hislerle evden ayrılıyoruz. 


(07 Mayıs 2020 Perşembe - Eskişehir)

Bir çeşit yarışma vardı. Bilgisayardan, zoom gibi bir arayüz ile bir çok kişi bağlanmış, bir soru soruluyor ve ilk cevap veren kişi kazanıyor. Cevaplayanlardan birisi de E. idi sanırım. Bir sorunun cevabını Google'da yazarak arıyordum fakat bulduğum doğru değilmiş.


(08 Mayıs 2020 Cuma - Eskişehir)

A. Hocamın evine gelmişim, sanırım orada yaşamaya başlayacağım. Bana bir iş mi ayarlıyor, öyle bir şey. Belki de üniversitede bu iş. Evde birisi var. İlkokul arkadaşım Y. Onunla televizyon izliyoruz. Aramızda romantik bir durum var gibi. Yakınlaşıyoruz.

...

Bir psikiyatri merkezi ya da akıl hastanesi gibi bir yer, orada çalışıyorum ya da staj yapıyorum. Kaldığım ev, pansiyon ya da lojman gibi bir şey, yakınlarda. Hastanede bir kız var, orada yatıyor. Yanıma geliyor, salıncak gibi bir şeyde sallanıyorum. Bir eliyle penisimi okşamaya başlıyor. Sevişmek istiyorum. Onun dışarıya çıkıp çıkamadığını merak ediyorum. Nasıl bir ortam yaratabiliriz bunun için? Soruyorum. Haftada bir kaç saat çıkıp arkadaşlarında kalabildiğini söylüyor. Neyi ima ettiğimi de anlıyor. Sonra dışarı çıkıyorum. Toprağı eşelerken fark ediyorum ki aslında bu kız beni kullanıyor. Zaaflarımdan faydalanıp kendine bir kaçış planlıyor. Bunu fark ettiğimde yanımda N. var ve ona anlatıyorum.

...

Aynı yer, o öndeki toprak alanda, iki çocuk var. Onlarla bilye oynuyorum. Kendi bilyelerimi az önce eşelediğim toprakta bulmuştum, sahiplendim ve şimdi çocuklarla oynarken bu bilyeleri kullanıyorum. Çocuklardan birisinin adı Süleyman, diğerinin adı ise Öpsün imiş. İki defa oynuyoruz. Birinci oyunda en baştaki bilyeyi vurup tüm bilyeleri alıyorum, kolay oluyor. İkinci oyunda da biraz alıyorum, fakat her şeyi değil. Oynamaya devam edeceğiz.






3 Eylül 2020 Perşembe

Rüyalar - XXI

(24 Nisan 2020 Cuma - Eskişehir)

İstanbul, Kadıköy'deyim. Düğün gibi bir şey var, ona katılmak için gitmişim. Kaldığım evden çıkıyorum B. de oralardaymış. Buluşuyoruz. Ona dondurma yemeye gidelim diyorum. Güya oranın en eski dondurmacısını biliyorum. 

Düğünün olduğu yer kırsalda bir yermiş. Herkes gelmiş. B.'nin kaldığı yere gidiyoruz. Babasının arabasını alıp kırsaldaki yere geçiyoruz. Evde İ. de var. Arka odada tek başına uzanıyor. Yanına vardığımda fark ediyorum; tam karşısında bir tilki uzanıyor. Çıkardığım gürültüden dolayı tilki kaçıyor. Meğer bir kaç saattir öyle karşılıklı yatıyorlarmış. 

B. ile karşılıklıyız bir başka sahnede. Bir şey için ona teşekkür ediyorum. Sanırım geldiği ve eşlik ettiği için. Yanağından öpmek için uzanıyorum, o sırada başını çeviriyor ve ben de kasten olmasa da dudağını öpmüş oluyorum. İkimiz de utanıyoruz ama bir yandan ikimiz de bundan memnunuz. 

İzmir, Atatürk Mahallesindeki eski evimizdeyim. Meğer B.'nin ailesi bir alt sokakta oturuyorlarmış. Sinemaya gitmek için sözleşiyoruz, fakat filmi kaçırıyoruz ya da film iptal oluyor. Bize gidiyoruz. Yatak odasındayız. Birlikte kalacağız. Sevişme öncesinin heyecanı ve gerginliği var. Bir ara odaya ağabeyim de geliyor, B. ile tanışıyor. Sonra uyandım.


(25 Nisan 2020 Cumartesi - Eskişehir)

Kabak gibi bir yerde, bir kampingte yaşıyorum. Annem de oralarda. Akan suyun kullanım haklarıyla ilgili bir sıkıntı var. Bir de üzerine şöyle bir olay oluyor. Oradaki tanımadığım komşulardan birisi tırmığını getirip bana veriyor ve benden bir iş yapmamı istiyor. Tırmığı bildiğimce kullanıyorum, fakat sonra yanlış kullandığım için yaptığım işi durdurup gidiyorlar. Bir kaç gün sonra tırmığı kırmışım diye parasını istiyorlar; 200 TL. Kendimi savunmaya çalışırken sesler yükseliyor. Uyandım.


(26 Nisan 2020 Pazar - Eskişehir)

Burada gördüğüm rüyanın heyecanıyla bunu hemen yazıp daha önce paylaşmıştım. Kronolojik sırayı bozmamak için yeniden ekliyorum; bağlantısı burada.


(27 Nisan 2020 Pazartesi - Eskişehir)

Yine C. var bir yerlerde. Detaylar yok. Uzun bir üstgeçidin iniş merdivenlerinden bir tanesi onun evine çıkıyormuş. Oradan inip inmemeye tereddüt ediyorum. Onun bir sevgilisi olduğunu düşünüyorum/biliyorum. 

...

İkinci bir rüya. Bu rüyada I.* ile sevgiliydik. Bu tuhaftı. "Acaba benim neye ihtiyacım olabilir" diye düşündüğünü söylüyordu. Ben de kendi ihtiyacımı gözettiğimi, onun da öyle yapmasını söylüyordum, fakat bu söylediğimden o kadar da emin değildim, böyle olması gerektiğini düşünüyordum. Ağabeyimin kullandığı bir arabada arka tarafta oturuyorduk.

...

Bir fragman. Bir kadın var. M. gibi. Bir arkadaşım bu ama sevgilim olan birisi mi? Bir kuyu var. Arazide tarım için, çiçek yetiştirmek için. Bulanık.


(29 Nisan 2020 Çarşamba - Eskişehir)

Çocuklarla bir etkinlik düzenliyoruz. Mevsim kış gibi. Sanırım N. var. Çocukları biraz özgür bırakıyorum, ama N. biraz huzursuz oluyor. Tehlikeli olabileceğini bildiğim bir yer var ve bir çocuk oraya gidiyor. Burası üstü buz tutmuş ufak bir su birikintisi ya da bir kuyu. Buz kırılıyor ve çocuk içine düşüyor. Hızla gidiyorum çünkü çocuk biraz yüzerse ya da batarsa ona asla ulaşamayacağız. Zamanında varıp onu sudan çıkarıyorum. 

...

Ağabeyimle bir uzay mekiğindeyiz. Astronotuz ve dünyaya benzeyen bir gezegene gidiyoruz. Karlı ormanlardan geçip bir düzlüğe iniyoruz.

...

Bir sahne. Uzay aracındayız. Bir sürü de insan var. Uzay aracı geziye açılmış, gelenler yolcu ya da misafir. Yine ağabeyim var, bir de babam gelmiş. İnsanların nerelere gidebileceğini, nerelerde hangi güvenlik protokollerini uygulayacağımızı anlatıyorum. Babam beni dinliyor, anlamış görünüyor. Anlatırken şöyle bir benzetme yapıyorum: "Nasıl uçaklarda kokpite silahla giremiyorsan, burada da benzer bir durum var."

...

Bir başka rüya. B. evleniyor ve onun düğününe gitmem gerekiyor. Gitmeden önce kendime epey çekidüzen veriyorum. Sanırım birileriyle tanışacağım diye, ya da düğünde bir sebepten ön planda olacağım için bunu yapıyorum. Geç kalıyorum, düğün başlamış, B. (ve sanırım N. de) beni arıyorlar. Geç kalmış olmayı umursamıyorum. Hatta herkes oradayken girmek dikkatleri bana çekecek diye düşünüyorum.


(30 Nisan 2020 Perşembe, Nisan rüyalarının sonu - Eskişehir)

G. D.'nin defterini çalıyorum. Dışarıda bir masada duruyordu. Yo hayır, çalmıyordum. Açıp kurcalıyordum ki tam bakacakken o geliyor. Defter bendeyken yakalanıyorum, fakat bakarken yakalanmıyorum. Neden deftere baktığımı soruyor. Ya da bakıp bakmadığımı soruyor. Yalan söylüyorum: "Hayır bakmadım.", "O halde defter neden sende?" Cevap veremiyorum, kem küm ediyorum. Uyandım.

...


**Sık sık karşıma çıkan temalar; çocuklar, düğün, eski sevgililer, defter çalma... Bu aralar rüyaları yorumlamaya dair daha çok şey öğreniyorum; daha çok öğrendikçe kendi rüyalarımın yorumlarımı buraya yazmak o kadar manasız geliyor. Yine de rüyalarımın burada bulunması fikrini seviyorum, kimse okumasa da...

28 Ağustos 2020 Cuma

Porsuk Ritüeli

Kocaman bir su kütlesi geçiyor bu şehirden. Sık sık ve sık sık şaşkınlıkla bakıyorum ona. Bazan baktığım su kütlesinin yıllardır baktığım su kütlesi ile aynı olup olmadığını düşünüyorum. Bazan az evvelki nazarımdan bu yana gerçekleşen değişiklikleri ayırt etmeye çalışarak dikkat kesiliyorum, bazan kıyısında dolanan bir kediyi izliyorum, bazan yıllardır orada duran Çınarlara, Akçaağaçlara, Dişbudaklara, Huşlara ve Ihlamurlara bakıyorum. Bazan de dua ediyorum.

Yıllar önce -bir üniversite öğrencisiyken ben- karşılıksız kalan aşklarımın bir ifadesi, bir dua, bir iç dökme olarak, bir ritüel uydurdum. 

Bir insan tek başına bir ritüel uydurabilir mi?
Ben uydurdum.
Bir insan bir su kütlesi ile sohbet edebilir mi?
Ben ediyorum.

Bu ritüeli bir Tilki ile sohbet etmeden çok önce uydurmuştum; bir Tilki ile değil, meğer bir Porsuk'la sohbet etmiştim ilkin.

...



Ritüeli anlatacağım size şimdi.

Senenin ilk karı yağdığında dokuzuncu köprüye gidiyorum. Çünkü dokuzuncu köprü en az rağbet gören, ama manzarası da bir o kadar güzel olan köprüdür. Doğrusunu isterseniz oraya benden başka dokuzuncu köprü diyen yok. Sanırım bu şehirde kimse köprüleri benim kadar umursamıyor. Tıpkı su kütlesini umursamamaları gibi... Halbuki bir su kütlesi ne kadar önemliyse, köprüler de en az o kadar önemlidir. Su kütlesinin kendisi kadar kadim fakat unutulmaya yüz tutmuş bir bilgi bu.

Ne diyordum? Evet, dokuzuncu köprüye gidiyorum, yılın ilk karı yağıyor. Beni kalın eldivenlerim, mavi renkli berem, sanki her an dağda kamp yapmaya gidecekmişim gibi görünen yanlarından cepli havalı pantolonum, bileklerinden korumalı yürüyüş ayakkabılarımla hayal edebilirsiniz. Ayrıca polar bir boyunluğum da var. Kış boyunca bunları giyerim ben, başka kıyafetim yoktur. Bunlar eskidiğinde gidip aynılarından bir tane daha alırım. Aynı kıyafetleri giymeyi severim...

Ne anlatıyordum? Evet, karın yağmasıyla hava yumuşamış olur. Ağzımdan kocaman buharlar salarken muhtemelen kulaklarımdaki kulaklıklarımda bir Kış şarkısı döner. Kulaklıklarım da berem gibi mavidir. Mavi rengini, Tanrı şahidim olsun ki, severim. Fakat gökyüzü mavisi gibi; berrak, açık ve canlı bir maviden bahsediyorum. Gökyüzünü boyamak isteyen bir çocuğun pastel boyalarının arasından seçeceği tek mavi renkten bahsediyorum. Lacivert değil, camgöbeği hiç değil. Düz mavi. Tüm mavilerin en ortasında, en sıradan, en adi olanı. Eğer bir Mavi arketipi olsaydı, bunu ifade edecek olan ortalama ve evrensel maviden bahsediyorum.



Nerede kalmıştım? Ah evet, dokuzuncu köprüye geliyorum. Senenin ilk karı yağıyor. Hava yumuşak. Ağzımdan buharlar çıkarıyorum ve mavi berem kafamda. Köprünün demir tırabzanlarına yaslanıyorum. Aslında bunlara tırabzan denmiyor. Korkuluk deniyor. Köprülerin, hele de böyle demirden ve çelikten yapılmış köprülerin, korkulukları vardır. İnsanlar, olur ya, belki dengelerini kaybeder, ya da belki büyük su kütlesinin kolay kolay karşı koyulamayacak çekimine kapılır, maazallah, düşüverir... Diye... Sanırım... Korkuluk deniyor. Fakat ben tırabzan diyeceğim müsaadenizle. Çünkü bu tırabzanlar beni korkutmuyor. Ayrıca tırabzan kelimesinin tınısı daha güzel; tınısı güzel kelimeler için bir liste yapmıştık bir zamanlar... Bir de kelimeleri bilinçli şekilde yanlış kullanmayı seviyorum. Eğer bilinçli şekilde bir yanlış yapıyorsanız, bu hâlâ yanlış mıdır?

Ne diyordum en son? Hah, dokuzuncu köprüde, evet, yılın ilk karı yağıyor. Kışlık kıyafetlerimle ve mavi beremle ve mavi bir ruh haliye ritüele hazırım. Aslında-korkuluk-olan-tırabzanların üzerinde biriken kara aldırmaksızın, çift katlı kalın eldivenlerimi çıkarıp, ellerimle soğuk demiri kavrıyorum. Soğuğu hissediyorum. Hava yumuşak, doğru. Fakat demir yumuşak değil. Keskin soğuğu ellerimden bedenime çekiyorum. İçimdeki ateşle soğuğun kaynaşmasını izliyorum. İzliyorum dediysem, mecaz konuşuyoruz burada. Mecazdan anlamıyorsanız beyefendi, neden bu ritüel ile bu kadar ilgileniyorsunuz? Neyse... Mecazen izlediğim bu kaynaşma diyordum, nasıl desem, birbiri içinde erime, soğuk ile sıcak, uzak ile yakın... bu temas... yaşam yahu.


Ritüele geliyoruz, evet. Tırabzanın üzerine biriken karlardan çıplak ellerimle üç ayrı top yapıyorum. Bu topların büyüklüğü, ben diyeyim misket köfte siz deyin mürdüm eriği büyüklüğünde. Hayır, daha büyük olmaz. Anlaşma böyle. Bu sırada ellerim üşüyor, hatta biraz da uyuşuyor, ama bu da ritüelin bir parçası. Ben su kütlesine temas ediyorum, o da bana temas ediyor. Ben su kütlesini kavuşturuyorum, o da beni kavuşturuyor. Ben eyliyorum, ben niyaz ediyorum; o buyur ediyor, o dinliyor. Çünkü, evet, anlaşma böyle...

Nerede kaldık? Hah, bu üç kar topu, çok akıllı olanlarınızın hemen tahmin ettiği gibi, üç cemreyi temsil ediyor. Çünkü ritüeller birer temsildir. Gerçeğe doğrudan erişemediğimiz için, temsiller yoluyla ona erişiriz. Evet. Bana inanmıyorsanız köyünüzün büyücüsüne ya da cadısına sorabilirsiniz. Onların da rahatlıkla tasdik edeceği gibi, gerçek, duaların kabul olduğu yerdir. Nasıl ki baharda üç cemre sırayla havaya, suya ve toprağa düşüyorsa, benim kar toplarım da sırayla toprağı, havayı ve ateşi temsilen büyük su kütlesine düşer. Kendileri düşmezler elbette. Ben bahsettiğim sırayla onları büyük su kütlesine bırakırım. Bu sıra önemli. Bu sıralama, Tanrı şahidim olsun ki, çok çok çok önemli. Nasıl ki bahar gelirken ateş, cemre formunda diğer kütleleri yavaşça ve sırayla ısıtıyorsa, kışın başındaki temsili kar topları da suya yavaşça ve sırayla kavuşurlar. Büyük su kütlesi onları ancak ve ancak bu şekilde bağrına basabilir.

Eğer kar yağmamışsa mı? Eh, bunun da cevabı basit: İklimler değişir ama ritüeller değişmez. Ritüeller uyum sağlar. Eğer kar yağmıyorsa bu ritüeli tükürerek, işeyerek ya da ağlayarak da yapabilirsiniz. Tanrı şahidim olsun ki ben hiç büyük su kütlesine işemedim. Belki başka bir gece...

Değişmeyen gerçek şu ki, büyük su kütleleri, su kütleleri arasında ayrım yapmaz, onlar buyur ederler, kavuşurlar, beslerler; her biri tek bir Cansuyu'nun uzantısıdır. Ne diyordum? Hah, evet, büyük su kütleleri bağlayıcıdır. 


...

Kocaman bir su kütlesi geçiyor yaşadığım şehirden. Sık sık şaşkınlıkla ve sık sık hayranlıkla bakıyorum ona. Bazan baktığım su kütlesinin yıllardır baktığım su kütlesi ile aynı olup olmadığını düşünüyorum. "Ben aynı değilsem, o da değildir" diyorum kendi kendime. Bazan az evvelki nazarımdan bu yana gerçekleşen değişiklikleri ayırt etmeye çalışarak dikkat kesiliyorum; farklı bir dalga, değişik bir yansıma, yüzen ağaç dalları, rüzgârın suyun tenine dokunuşu... Bazan kıyısında dolanan bir kediyi izliyorum ve sudaki aksini fotoğraflamak için doğru açıyı bulmaya çalışıyorum. Bazan yıllardır orada duran Çınarların, Akçaağaçların, Dişbudakların, Huşların ve Ihlamurların heybetli gövdelerine bakıyorum uzun uzun. Nelere tanıklık ettiler ve neler biliyorlar? Kökleriyle nereye yürüyorlar? Ve ben, tüm cehaletimle, acaba anlattıkları hangi hikâyeleri duymuyorum?.. Bazan dua ediyorum kendi meşrebimce.

Bazan de bu büyük su kütlesine bakıyorum ve bir zamanlar sevdiğim bir kadının terinin, sidiğinin, regl kanının, tükürüğünün yahut bir göz yaşının tek bir damlasının tek bir molekülünün o an altımdan akmakta olan büyük su kütlesinin içinde olup olmadığını düşünüyorum. Büyük su kütleleri bizi birbirimize bağlar. Mesela döktüğüm terim, sidiğim, menim ve göz yaşlarım bir büyük su kütlesiyle akar, buharlaşıp bulut olur, yağar ve yer altında yolculuk eder, nereye gideceklerini ben tayin edemem, fakat önünde sonunda, her yol gibi, bu yol da ulaşması gereken yere ulaşır; bizi birbirimize bağlar.


Dokuzuncu köprüden Analog Porsuk fotoğrafları, çeşitli yıllarda ve mevsimlerde,
Nikon FM2 - Nikkor 50mm ile çekildi, filmler Fuji 200 ve Ilford 400 

24 Haziran 2020 Çarşamba

"Kelimelerden Daha Derin Şeyler"

“Onlara kapıldığımızda duygu ve hisler oldukça katı görünürler ve hepimiz onları bastırmaya veya ifade etmeye, onlardan kaçmaya ya da onların sebep olduğu fiziksel yahut zihinsel stresle alakalı bir şeyler yapmak istemeye alıştırılmışızdır. Üzüntü, korku ya da başka bir duygu ile beraberken koşulsuz şekilde şu anda seninle olabilir miyim? Bu duygular hakkında ne yapacağımı bilmeden, bir yönteme yaslanmadan, sadece kendi haline bırakarak, derin bir şekilde onlardan kurtulma arzumu bütünüyle anlayabilir miyim? Buradaki her şey, açıkça, güzellikle, tıpkı çiseleyen yağmur, geçen bulutlar ya da kuşların şakımaları gibi keşfedilmek, görülmek, duyulmak, hissedilmek ve dinlenilmek için varlar. 

Birinin söylediği bir söz hemen o anda diğeri tarafından anlaşılmayabilir, fakat zihin korkuya ya da bir şeyler istemeye ya da hatta yardımcı olma arzusuna saplanmadığında kelimelerden daha derin bir şeyler işlemeye başlar. ” – Toni Packer

Toni Packer'ın The Light of Discovery kitabından bir alıntı.
Çev.: Doğukan Sarıkaya

Phaselis, 2020 - (Nikon FM2, Nikkor 50mm, Fuji 200)


“Feelings and emotions do seem very solid when we're caught up in them, and we are all habituated to express or repress them, escape from them, or want to do something about the mental and physical distress they cause. Can I be unconditionally with you in the presence of sorrow, fear, or whatever? Can I be fully understanding of the deep desire to get rid of it all, without knowing what to do about it, without depending on a technique, just letting it all happen? Everything is right here to be discovered, seen, felt, and listened to openly, gently, as the splattering rain, the passing clouds, and the songs of birds.

The words that are spoken by one person may not be understood by the other this instant, but somethinng much deeper than words is functioning when the mind is not caught up in fearing or wanting anything, or even the desire to help.”

—Toni Packer

22 Haziran 2020 Pazartesi

"Sükûnet"

"Sükûnet güçtür, çünkü hassas olanı, savunmasız olanı incelenmekten, eleştiriden, reddedilmekten, sekteye uğratılmaktan ve sürgüne gönderilmekten uzak tutar. Sükûnetin koruyucusu muazzam bir denetime sahiptir. Mühürlü tuttuğu şey gizli kaldığı sürece asla zarar görmez. 

Sükûnet güçtür, evet, fakat sükûnet ne zaman koruyucusuna saldırıp onu esiri haline getirir? Konuşmak için doğal dürtüyü, şarkı söyleme itkisini ya da katkıda bulunma özlemini ne zaman engeller? Pek çokları konuşmak için açık bir daveti, bir iznin onlara lütfedilmesini ya da katkı sunmaya tatlı sözlerle ikna edilmeyi beklerler. Peki ya bu davet asla gelmezse? 

Sükûnet maksadımıza ulaşmamızı ya da başkaları ile bağlantı kurmamızı ne zaman engeller? Sükûnet, sağlıklı bir anlaşmazlığı, diyelim ki bir adaletsizliği göstermeyi ve değişimi başlatmayı, ne zaman engeller? Sükûnet, gerçekleşmeyi bekleyen bir devrime seslenmek yerine ne zaman suça ortak olur?"

Toko-pa Turner, “Aidiyet: Kendimizi Yuvada Hatırlamak” kitabından; belongingbook.com

Orijinal Post burada.

Çev.: Doğukan T. Sarıkaya


21 Haziran 2020 Pazar

Rüyalar - XX

(14 Nisan 2020 Salı - Eskişehir)

Sanırım Adana'dayım. Bir kadının yanına gitmişim. Daha önceki bir rüyamda da gördüğüm sarışın bir kadın bu. Adı Emine olabilir. Şehirde bir Go turnuvası varmış. Turnuvanın ilk günü işim olduğu için gidemiyorum. Akşamına eğlence olan yere gidebilmek için bir kaç kişiyi arıyorum, ulaşamıyorum. M.'yi arıyorum. O zaten Adana'ya hiç gelmemiş. Bu arada çay demleyeyim derken demliği kırıyorum. Ertesi gün bu Emine ile turnuvaya gitmişiz. Turnuvaya katılsak mı diye düşünürken, ben nasıl olsa 2 tur kaldı diye ciddiye almıyorum. Bir çocukla oynadığım maçı yarısında terk ediyorum, çünkü sıkılıyorum ve oynamak istemiyorum. Sonra H. geliyor. Kaç tur olacak diye soruyorum, "Toplam 7 tur olacak" diyor. Yani bugün 4 tur daha var. Pişman oluyorum ilk maçı bıraktığıma. H. "Ben izin aldım yarın da buradayım" diyor. Emine'ye soruyorum turnuvaya devam edip etmeyeceğini, o da edeceğim diyor. 


(15 Nisan 2020 Çarşamba - Eskişehir)

Bir uçak yolculuğu, sanırım Çin'e gidiyorum. M. de var. Ağabeyim ve annem de geleceklermiş. Uçağı kaçıracağım ya da iptal olacak uçuş, bir sorun var. Ama M. sayesinde ucu ucuna yetişiyoruz uçağa. Daha önce de buna benzer bir rüya gördüğümü anımsıyorum uyanır uyanmaz.


(16 Nisan 2020 Perşembe - Eskişehir)

İstanbul'dayım, Kadıköy'e gitmişim. R. ile karşılaşıyorum, bir binanın girişinde oturuyor. Boşanma kutlaması gibi bir şey varmış. "Aa ben bunu facebook'ta görmüştüm" diyorum ve bu etkinliğe ben de katılıyorum. Bir grup insan oturuyoruz bir masada. Sohbet ediyoruz R. ile. Küçük bir düğün salonu gibi burası, beyaz ışıklarla aydınlatılmış, beyaz plastik masa ve sandalyeler  var. Sonra oradan çıkıp gece bir evde kalıyorum. Ertesi gün C.'nin çalıştığı yere gidiyorum. Oraya giderken yolda A. G. ile konuşuyorum. "İş çıkışı beni bekleme, ben yetişirim sonra" gibi bir şeyler söylüyorum. Kadıköy'ün aşağısında bir yermiş geldiğim yer. C.'nin çalıştığı dükkan büyük sanat eserleri satan bir yer ama fotokopici gibi görünüyor. C. yorgun görünüyor. Biraz kilo almış. Beni görmüyor. Dükkana girmiyorum. Sonra burada bir zaman atlaması oluyor. Onu evine kadar izlemişim ya da izlemeyi düşünüyorum. Sonra başka bir yerdeyiz ve bana bir şeyler anlatıyor. İş vereninden bahsediyor, onun evine gitmişler, bununla alakalı bir şeyler anlatıyor. Bu hikayeden kesin tacizle alakalı  bir şeyler çıkacak diye düşünüyorum.


(17 Nisan 2020 Cuma - Eskişehir)

Bir çeşit depresyona girdim diye Ç. ağabeyin yanına gidiyorum, Muğla'da deniz kenarında bir muayenehane burası. Bana bir iğne yapıyor ve sakinleşiyorum.


(18 Nisan 2020 Cumartesi - Eskişehir)

Yatılı okul, yatakhane.  Yan ranzada N. var.  Etrafta tanıdık yüzler. E. yiyecek kahvaltılıklar getirmiş. Kamp zamanı. İlk gün çıkıp ortalıkta dolanıyorum, meğer benim içtimaya katılmama gerek yokmuş. Özgürce dolanıyorum, bir şeyler izliyorum. Kıyafetlerimi yıkamak için hazırlık yapıyorum.

...

Annem ve ağabeyim var. Önceki rüyanın devamı gibi ya da bir parçası. Bir okul bahçesindeyiz. Kristal şeklinde, altın renginde bir şeyler yağıyor gökten. Ağzıma alıp bunları kırabiliyorum. Yer bunlarla kaplanıyor. Kehribar gibiler. Okuldan kadın bir öğretmen çıkıyor. Bunları yiyebileceğimi söylüyor. Değişik bir olay yaşandığı için mutluyum. Annem ve ağabeyim de bu olay karşısında şaşkın ve heyecanlı görünüyorlar.





(19 Nisan 2020 Pazar - Eskişehir)

T. var. Ona bir oyun hazırlıyorum. Aramızda flörtöz bir hâl var. Ve bir tehlike var. Bir adam geliyor ve ondan saklanıyorum, bir yatağın altına giriyorum. Kalabalık bir insan grubu. Sonra T.'nin yanına gidiyorum. Sanırım başka bir adamla ilgili sorular var. T.'nin attığı fotoğraflardan bir klasör yapmışım. Ona gösteriyorum, epey yakın davranıyorum, dokunuyorum. Aramızda bir şeyler olduğunun/olacağının güveniyle durumun tadını çıkarıyorum.

...

Yer altından bir tünel kazıp "sevgilimle" buluşabileceğim yer kazayım diyorum, o da kabul ediyor. Kimdi o? Önceki rüyanın uzantısı olarak T. olabilir. Bunu hatırlayamıyorum.

Rüyalar - XIX

(7 Nisan 2020 Salı - Esk.)

Ö. var. Bir de Kartal araba. Sanırım onların evinden bir eşya almaya gidiyorum, o da bana yardım ediyor. Bir başka sahnede Kartal'ı kullanıyorum, yanımda bir kadın var. Bir radyo dinliyorduk ya da bir film izliyorduk. İngilizce konuşmam gerekiyor ama hem araba kullanıp hem İngilizce konuşamıyorum. Bunun epey zor olduğunu fark ediyorum.


(8 Nisan 2020 Çarşamba - Esk.) 

Sık tekrar eden rüya yine: C.'yi görüyorum. Bir erkek arkadaşı var. Tanışma ihtimalimiz vardı o kişiyle ve ben bundan hoşnutsuzdum.

Aynı gün ikinci rüya: Uzaydayım, bir oyun gibi. Ben oyunun içindeyim, bir sürü başka insan da var. Uzay araçlarımız var her birimizin, küçük podlar. Aşağı tarafta dev bir uzay gemisi var ve bir süre sonra kullanılmayacak hale gelecek. Birilerinden önce oraya ulaşmalı ve yer kapmalıyım, böylece gidebileceğim. Yüzlerce pod dev uzay gemisinin üzerine iniyoruz. Pod'dan çıkıp geminin içine girmeye çalışıyoruz. Fakat anlıyorum ki geç kaldım.


(12 Nisan 2020 Pazar - Esk.)  

Bir drone ile, daha sonra kurgulamak üzere bazı sahneler çekiyorum. Porsuk boyunda, çimenlerde, insanların arasında...

...

Gezegenin kenarındayım ve uzaya bakıyorum. Denizdeyim. B. ve E. de denizdeler. Sonra E. denizden çıkıyor, ben B. ile yüzmeye devam etmek istiyorum, "Kalacak mısın?" diye soruyorum. "Biraz daha kalabilirim," diyor. O sırada giyinmeye başlamıştı, bana cevap verirken yeniden soyunuyor. bir ara çırılçıplak kalıyor ve utanıp mayosunu giyiyor. Açıklara doğru yüzüyoruz. Orada, geriye doğru dönmekte olan K.'yi görüyorum. Fotoğraf makinemi ve eşyalarımı kontrol etmesini istiyorum. Sonra denizden geriye yüzen gürültücü genç bir grup geçiyor yanımızdan. Kaya parçalarının yanında bir yerdeyiz. Manzaramız uzay. Bir ara ışıklı askeri helikopterler geçiyor üzerimizden.


(13 Nisan 2020 Pazartesi - Esk.) 

İmgeler: Cumhurbaşkanı, suluboya, geçmişten bir şeyi anlatırken daha mutluydu, dökülmüş yapraklar topladık beraber, beni sevmişti, oldukça sevecen/babacan ama yorgun bir adam. Gece çarşıda yürüyüş yaptık, "Hiç konsere gidiyor musunuz?" diye sordum, "Bir sefer annemi götürebildim yakın zamanda." dedi.

...

Bir süper kahraman rüyası. Süper kahramanlar ölüyor, geriye sanırım sadece Harrison Ford kalmış, hepsini kurtaracak. Bir çeşit speederbike'a biniyor, kullanmayı bilmediği için uzaya doğru yükselip iniyor. İnerken havada uçan araçların yanından geçiyor. Bu araçlardan bazıları T-Rex kafasından yapılmışlar. Hayatta kalmayı başarmış bir kaç süper kahraman ile beraber Kapalıçarşı'ya ya da Kemerlatı'na benzeyen eski bir hanın tepesinde, çatısında bir buluşma oluyor. Örümcek Adam da var aralarında. Düşman yani villain da oraya geliyor, buluşma ifşa olmuş, bunu fark edince tüm ekip dağılıyor.

...

İzmir'in dışında kırsalda bir yerde atölye var. Arkadaşlarımın yaptığı bir atölye bu. Ç. ya da Ç. (hangisi bilmiyorum) birlikte kaldığımız salonun bir kenarında bir kadınla sevişiyor. Bu kadını tanımıyorum. Atölye ekibinin tamamı da burada Ç., Ç., B., C...

Daha önceki rüyalarımda da sık sık gördüğüm ilkokul arkadaşım D.'nin bir anahtarı bende kalmış, onunla buluşup İzmir merkeze gidip anahtarı ona verip döneceğim. Bu arada B. ile telefonda konuşuyorum. Sevgili olmaya dair yaşadığımız (ve ertelediğimiz) sürece mi dönsek artık diye fikir yürütüyoruz. Akşama buluşup yemeğe çıkalım diyorum. Sonra o da "Sekiz yıllık ilişkim yemek yüzünden bitti" diyor (C.'yi kastediyor). Ben de "Yemekleri tüküre tüküre yemiyorsan bir şey olmaz" diyorum. Bu konuşma boyunca bir kaç defa telefon konuşmamız kesiliyor. Hava oldukça kapalı, yağmur yağdı yağacak, hafif fırtına var. Saat 15.00'e geliyor. İzmir'e gitmek için bineceğim otobüsü arıyorum. Cebimdeki anahtarı kontrol ediyorum. Eski tip anahtarlardan, altın yaldızı rengi ve epey ağır. Otobüsümün sırasını bulup kuyruğa geçiyorum. Hemen önümde yaşlı bir amca var, 65 yaş üstü ücretsiz kartı varmış, onu kullanıyor.

Hem D.'yi hem de B.'yi göreceğim için heyecanlıyım. Hatta uyanmaya yakın bunu fark edip, uyanmak istemeyerek rüyayı uzatmaya çalıştım bir süre.