5 Mayıs 2021 Çarşamba

Rüyalar - XXVII

(20 Haziran 2020 Cumartesi - Eskişehir)

Y.'lerin evi. Hasta bir çocuk var. Onun çocuğuymuş ya da belki onun bir misafiri. (Daha önce B.'nin bana getirdiği yemişli) bir bitki ile çocuğa çay yapacaktı, fakat ben "yemişleri koparıp bunları yedireyim, asıl şifa burada" diyorum. Razı oluyor. Çocuk uyuyor. Ben yemişleri topluyorum. Bitkinin kalanından da bir şeyler yapılacak. Bir ara mutfağa gidiyorum, her şey taştan yapılmış, eski bir köy evi gibi. Mutfak lavabosu ve tezgahı dikkatimi çekiyor. Hafif eğimli tek bir taş bu, su diğer tarafa eğimle akarak lavaboya ulaşıyor.


(21 Haziran 2020 Pazar - Eskişehir)

Bir su parkındayız. C. ile gitmişim. Bir çeşit macera parkı gibi, ben tüm aşamaları aşıp bitirmek istiyorum. Gaza gelip heyecanlanıyorum. Bir çok aşamayı hallediyoruz, fakat birisinde takılı kalıyoruz, burayı kimse geçemiyor. Suda bir anafor yaratılıyor ve kalas üstünde ayakta durup oradan geçmen gerekli. Bu kısmı kimse geçemediği için uzun bir kuyruk oluşmuş. Ben sıradayım, C. arkalarda bir yerde. Neden kimsenin geçemediğini anlamaya çalışıyorum. Geçeceğim diye baya hırs yapmışım. Bir süre sonra, bir başkası ile beraber, ısrarla bir görevli buluyoruz. "Alet bozuk, tam randımanlı çalışmıyor" diye açıklama yapıyor bize. Sonra bir düğmeye basıyor ve anafor iyice artıyor. "İşte," diyor, "çalıştı." Ben tekrar girip denemek istiyorum ama C. istemiyor. Artık gitmek istiyor. Onun yanına dönüyorum. Başıma bir şey geldi diye endişelenmiş ve artan kalabalıktan da korkmuş. O çıkmak istiyor ama benim aklım parkta kalıyor. Yine de onunla çıkıyorum, "daha sonra yeniden gelirim" diye düşünüyorum.


(23 Haziran 2020 Salı - Eskişehir)

Her yeri su basıyor, şiddetli bir yağmur var. Uşak'ta, çocukluğumda yaşadığımız beşinci kattaki evde gibiyiz. Annem dışarıdaymış. Balkon kopuyor ve balkon kapısı boşluğa açılıyor. Fırtına, bitmeyen yağmur, dev dalgalar... evde mahsur kalacağız. Annem eve geliyor fakat ağabeyim nerede? Yeterli yemek stoğu var mı diye düşünüyorum. Daha önceki rüyalarda gördüğüm korkutucu su (deniz, göl, nehir, fırtına vs.) teması yine tekrarlanıyor. Duygusu da aynı.

...

Önceki rüyaya dahil olup olmadığını hatırlamadığım bir sekans. Bir yerlerde babamı görüyorum. O sahilin yakınında ağabeyim beni götürüyor, babamın orada olduğunu bil..(notlar okunmuyor). Yanında genç bir kadın var, sevgilisi sanırım. Babama patlıyorum ve trip atıp uzaklaşıyorum.

...

Bir başka rüya: E.Ç. var. Bir evimiz varmış ve beraber yaşıyormuşuz evli gibi. Bir de misafirler gelip gidiyor. E. yataktan çıkmıyor, hasta.


(24 Haziran 2020 Çarşamba - Eskişehir)

İyi ve kötü Tanrıların karşılaşması. Daha önce de olmuş. Bir şekilde denge hâli hep sürmüş. Kötü olanlar iyi Tanrıların mahallesini basıyor. Kaç Tanrı gelmişse denk bir şekilde karşılık vermek gerek. En ufak bir üstünlükle denge bozulabilir. Belli ki bunlar benim zihnimin Tanrıları. Ben izliyorum. Daha küçük olan Tanrılar birbirlerine saldırıp duruyorlar ve hep güçlerini boşaltıp kendileri güçsüzleşip kenara çekiliyorlar. Böylece yeniden güç toplayabiliyorlar. Her iki grubun başında da bir Baba Tanrı var. Diğerleri onun oğulları ve kızları. Tanrılar Tanrı formunda değilken bir çeşit insan ya da cüce gibiler. Mahallede yaşıyorlar. Mesela iyi Tanrı babanın bir bakkalı var... Kötü Tanrı bu sefer yeni bir oyunla gelmiş. Tüm saldırılar yapıldıktan sonra kozunu sürüyor. İyi Tanrının kızını ele geçirmiş ve güçsüz formunda onu elinin altında tutuyor. İyi olan Tanrı öfke ve gücüyle saldırsa da onu alamıyor, denklik bir kere bozulmuş artık. Gücünü yitiriyor. Şimdi insan gücünde. Yenilgiyi kabullenmiş, kötü Tanrının yanına gidiyor. Yalvarıyor ve ağlıyor. Kendi varlığını riske atıyor. Ama bunu yaparken hâlâ farkında olduğu bir şey var gibi. Sanki bir planı var. Ya da belki de kötü Tanrıyı tanıdığı içindir. Ondaki merhameti uyandırmaya çalışıyor. Her şeyi yıkabilecekken kötü olan merhamet ediyor ya da edecek gibi. Saldırıyı kesiyor. Bu esnada rüya farkındalığı geldi ve uyandım


(25 Haziran 2020 Perşembe - Eskişehir)

Birinci rüya: Yatılı okuldayım. N. başka bir binada. Ama onun bizim binaya gelmesi için izin istiyorum. Güya en iyi arkadşaım o ve bu açıklamayı müdür(?) kabul ediyordu sanki.

...

İkinci rüya: E.S., D.D. Yatılı okul gibi bir yer.

Okul lise gibi. Yatılı. Güya E.S. ile sevgiliyiz. Daha yeni olmuşuz ama çok da bunu istiyor değilim. Sırf onunla sevgili oldum diye -sanırım- o yokken D.D. bana yanaşıyor. Flörtöz bir tavırla "Artık sevgili olma ihtimalimiz kalmadı mı?" diye soruyor bana. Ben de bunu istiyorum ama artık başkası ile beraberim. Ne yapacağım, bundan nasıl sıyrılacağım diye düşünüyorum. Bu arada D. ile sarmaş dolaş olmuşuz ve o sırada E. geliyor, dışarıda camdan bizi görüyor. Onun adına üzülüyorum.

...

Uyanıp tekrar uyuyunca, üçüncü rüya: Bir bilgisayar oyunu gibi yine. Herkesin bir avatarı var. Bu avatarlar, eğer tam ortada duran satranç tahtası gibi yerlede dururlarsa devleşiyorlar. Fakat o karenin boş olması lazım. Bir de ortada devlerden oluşan bir klan var ve pek göz açtırmıyorlar. Ben kendi avatarımla bir iki deneme yapıyorum. Nafile. Sonunda boş bir slot buluyorum ve devleşiyorum. Ona buna saldırıyorum. İçlerinden bir tanesi de beni gözüne kestiriyor, ondan kaçıyorum. Uzaklara ateş edebildiğim sniper tarzı bir silahım var. Dev avatarlar çeşit çeşit; yaratıklar, transformers gibi robotlar vs...

11 Mart 2021 Perşembe

Rüyalar - XXVI

(12 Haziran 2020 Cuma - Eskişehir)

M. var. A. ile telefonda konuşma. Tek katlı geniş evlerin olduğu dar sokaklı bir yerde bir evim var. Gece eve dönüyorum, yalnızım. Sonra sanırım M. geliyor. Sanki bir sevgilim olacakmış, bir seçim yapıyorum bununla ilgili. Başka kadınların bu konuda ne düşündüğünü/düşüneceğini merak ediyorum.


(14 Haziran 2020 Pazar - Eskişehir)

Yarı uykulu alınan notlar: Yemeğe çıkarma, bir çalışma/inşaat kampı. Restoran bakma, gece 12 olmuş yer yok. Şık kıyafetler içindeyim.

...

Detaylar: Bir çalışma gönüllülük kampına gidiyorum (geç gidiyorum ve hatta sanırım buraya davetli değilim). Herkes erkek. Yatakhanede, ranzalarda kalıyoruz. Tıpkı askeri okul gibi. Oraya vardığımda insanlar hâlâ uyuyor. Kendime boş bir ranza buluyorum. Sonra günler çalışarak geçiyor gibi. Onca erkeğin arasında bir kadın var. Bunun B. olduğunu zannediyorum ama aslında ona benzemiyor da. Yani hissi B. gibi, fakat tanıdığım hiç bir kadına benzemiyor bu kişi. Bir akşam kamptakilerin haberi olmaksızın, bu kadınla yemeğe çıkmak için onunla sözleşiyorum. İzmir'deyiz ve iskelede buluşuyoruz. Saat 21:00'de. Ben şık giyiniyorum, özeniyorum buna. O da gelince gideceğimiz restoranı aramaya başlıyoruz. Fakat tüm restoranlar kapanmış. Gece 12'ye kadar aramaya devam ediyoruz. Bu arada bu kadına önemli bir şey söyleyeceğim, belki ilan-ı aşk falan edeceğim ya da evlenme teklif edeceğim. Sonunda bir restoran buluyoruz, fakat şehrin de her yerini gezmişiz. Sonrası muğlak...

...

İkinci rüya: Kocaman, fütüristik bir kentteyim. Rüyanın başları karmakarışık ve hatırlamıyorum. Ailemin yaşadığı bir ev ve yanında sanat galerisi, gösteri merkezi gibi kocaman bir bina var. Buralarda bir şeyler yapıyorum. Abimle bir yere gideceğiz. O ayrı, ben ayrı gideceğim. Arabayı park ettiğim yere dönünce iki tane yaşlı evsiz adamın arabayı açtığını, içindeki şeyleri karıştırıp bir şeyleri çaldığını görüyorum. İkisini de öldüresiye dövüyorum ama giderken polisi de arayıp haber de veriyorum yerlerini. Polislerin beni bulacaklarından endişe etsem de o ikisinin hayatta kalması daha önemli geliyor o esnada.

Abimle buluşacağım yere gidiyorum. Yine fütüristik bir bina bu. Çocuklu bir aile var, arkadaşımmış bu kişiler. Orman Pedagojisindeki A. ve kızı M.'yi hatırlatıyorlar bana.

Orada bir şey öğreniyorum. Meğer annem ve babam aslında annem ve babam değillermiş. Ve bu A.'yı anımsatan kişi benim kardeşim (veya teyzem) imiş. Ben de bu ailenin bir ferdiymişim.


(17 Haziran 2020 Çarşamba - Eskişehir)

Abimin öldüğünü gördüm, bir meydanda. Sanki iki abim daha varmış, hepimiz bu durumun şokunu yaşıyoruz. Birisi vurdu (Bu son cümleye dair defterimde bir açıklama yok. Şu anda ne olabileceğini anımsamıyorum).

...

Bir önceki rüya olabilir bu. Uçakla Japonya'ya gidiyorum. Bu korona günlerinde vizesiz, parasız şekilde ve küçük uçaklarla gidiliyormuş. Hatta aynı gün gidip gelinebiliyormuş. Zamanında hava alanında olmam yeterli. Gidişlerin birisinde uçağın kapıları açıktı ve uçarken gün batımını izleyebiliyorduk.

...

Üçüncü rüya: Bir etkinliğin liderliğini yapıyorum. Grupta İ. ve B. ile beraber onlar gibi bir çok insan var. Bir mağaranın dibinde yemek yiyoruz. Ben Biz Doğa projesindeki gibi, insanları keşiflere çıkarıyorum. Bir yokuşun tepesi başka varlıklara ait. Onların sesleri, uğultuları ve huzursuzluklarını hissediyoruz. Tek başıma yokuşu çıkıyorum. Daha önce de çıkmışım, ama şimdi çok daha korkunç. Bir kız geliyor, tanıdığım birisi değil fakat rüyada tanıyorum. Hoşuma gidiyor. Burası tekin değil diye aşağıya iniyoruz. Ertesi gün etkinliğin son günüymüş, herkes gidecek. Kıza bu gece benimle kalıp kalmayacağını soruyorum, reddediyor.


(18 Haziran 2020 Perşembe - Eskişehir)

Antalya'ya gidiyorum. Tatile galiba. Kalacak yer ararken aklıma C. K. geliyor. Onu arıyorum. Bir etkinliğe ev sahipliği yapıyormuş ve Charles Eisenstein da onun evinde kalıyormuş. Onu göreceğim diye seviniyorum. Bir film gösterimine gidiyoruz. Bu filmin abimi de ilgilendiren bir tarafı var. O mu çekmiş?

...

İkinci rüya: Bir okul servisini kullanıyorum. Öğrenci ve velilerini evlerine bırakıyorum. Burası şehrin dışında alternatif bir okul, BBOM gibi. Bir sonraki gün servis güzergahını değiştiriyorum, önce bırakmam gerekenleri bırakmadan şehrin sonuna varıyorum. Bunu sonradan fark ediyorum ve yolcular da fark edecek diye kaygılanıyorum, çünkü saat geç oluyor. Daha da uzun bir rota yapıyorum, geri döneceğim. Bu durumu yolculara açıklamalı mıyım diye düşünüyorum.


(19 Haziran 2020 Cuma - Eskişehir)

Ankara sanırım. Çalıştığım kafedeki güzel bir kız ile sevgiliyim. Sonra Ö. ile aynı eve çıkacağız. Fark ediyorum ki aramızda bir ilişki/çekim var. Sevgilim olan kıza bunu söyleyemiyorum. O eve davet ediyorum hatta. Bir yerde eve Tarkan da geliyor. Onunla da bir ilişkim var. Erkeklerle bir ilişkim olması epey tuhaf gelse de, sonradan normalleşiyor. Sanki aynı anda 3 sevgilim var gibi. Sonra bir sahne var, mutfaktayım ve Tarkan da orada. Dolabı açıp 1 litrelik Fanta'yı çöpe atıyor. "Aa, ben onu içiyordum." diyorum. O da, "ben içmem diye attım," diyor. Çöpten çıkarıp bana veriyor ve ben de içiyorum.

Kayıtlarımdaki tek gey imalı rüyamın hatırına şuraya seksi bir Tarkan fotoğrafı koyayım:)



8 Mart 2021 Pazartesi

Rüyalar - XXV

(01 Haziran 2020 Pazartesi - Eskişehir)

B. var. Bir başka kadın daha B.'yi anımsatıyor ama o değil, romantik bir şey var, C.'de olabilir, sanki o da değil. Sırayla bazı olaylar yaşanıyor. Ben bir yerde çalışıyorum. Okula ya da sınıfa benziyor. Sonra bir sebepten kaşınan yerlerim için bir krem almam gerekiyor. Mavi bez çantamı bir yerlerde unutuyorum, bir şeyler daha oluyor. Sonra tüm bu olayları yeniden yaşamak için geçmişe gidip baştan başlıyorum. Olayları tamamen aynı şekilde yaşıyorum. Ve şöyle bir farkındalık geliyor; "olanları değiştiremem, buna fırsatım olsa bile değiştiremem. Olması gereken tam olarak bunlardı."

...

B., A. ve I. bir masada oturuyoruz (Tilki Yuvası'ndaki kırmızı masa gibi). A. bir ödevi gereği çorap dikiyor. Büyük, uzun, kışlık ve krem rengi bir kadın çorabı bu. B. bana "gel sen de dik" diyor. Masaya oturup çorabın iki yüzünü alıyorum elime. Çorabın lastiği yokmuş. Bu şekilde dikmesi zor oluyordur herhalde, diyorum, evet diyerek beni onaylıyorlar.



(02 Haziran 2020 Salı - Eskişehir)

İ.'nin evinin salonuna benzeyen bir yerdeyim. Yanda beyaz sehpa ve üzerinde dizüstü bilgisayarım da var. Kanepede oturuyorum. "Ne yapacağımı bilmediğim için" bir çaresizlik hissim var, biraz yardım isteyip yakarıyor gibiyim. Dizüstü bilgisayarda facebook filan açık, İ. M. ile alakalı bir paylaşım var. Bir arkadaşı ölmüş, onu yazmış (Bu kısım gerçekten de oldu). Sonra bir çeşit vizyon geliyor bana, tıpkı kanallık gibi bağlanıyorum bu vizyona. Bir pencere açılıyor gibi, bir internet sayfası açılıyor. Amerika'da kanallık yapan bir adamın adresi ve telefonu yazıyor (Amerika adresi ve Amerika'ya ait bir numara bu). O kişiye ulaşmam gerekiyormuş. Bir süre, adresi ve telefonu unutmamak için tekrar tekrar okuyorum. Sonra vizyon kapanıyor. Nasıl ulaşacağım ben bu adama diye düşünürken dizüstü bilgisayarıma dönüyorum. F.'deki A.'dan bana bir mesaj gelmiş, bana Lee Harris'in son kanallık videosunu göndermiş. Orada benimle ilgili şeyler varmış, ve hatta benden bahsediyormuş.

...

İkinci rüya: Muhtemelen B. ile bir pazar yerindeyiz. Oraya satış yapmaya gelmişiz ve işimiz bitmiş, döneceğiz. Büyük bir halin girişi gibi. Aracı girişe park etmişim ve bu bir karavan ya da kapalı kamyonet gibi kocaman bir araç. Ben park ettikten sonra aracın arkası başka araçlarla dolmuş. Çıkmak imkansız gibi görünüyor. Araca biniyorum ve çok ufak hareketlerle ve ustaca manevralarla aracı oradan yavaş yavaş çıkarıyorum. Her hamlede, arkamdaki araca ya da duvara, herhangi bir zarar vermeden hafifçe dokunuyorum. Aracı oradan çıkarabilmiş olmama etraftaki insanlar da şaşırıyor. Ben gururlu hissediyorum.



(06 Haziran 2020 Cumartesi - Eskişehir)

Kocaman, galeri gibi bir fırın. Burası bize aitmiş, bir sebepten bugün dükkana benim bakmam gerekiyor. Ağabeyim yok, annem bir yere gidecek, çalışanlar yok. Fakat ben de durmak istemiyorum. Annem dükkanı bana bırakıyor ve A. T. ile yürüyüp gidiyorlar. Anneme onun durmasını ve benim durmak istemediğimi söylüyorum fakat tam o sırada müşteriler geliyor. Gelenlerin hepsi üniversite öğrencisi. Birisi 99 tane ekmek istiyor. O kadar ekmek yok. Diğerleri ile ilgilenirken onu bekletiyorum. Sonra bu kadar ekmek olmadığını söyleyip 2-3 ekmek veriyorum sadece. Arka tarafa geçip uyumaya karar veriyorum. Arka tarafta E. S. varmış. Senin yanında uyuyabilir miyim diye soruyorum, kabul ediyor.

...

İkinci rüya: C., geçmişi temizlemekle alakalı bir şeyler. Bir yerde karşılaşıyoruz ve birbirimizi görmezden geliyoruz bir süre. Burası bir arkadaş ortamı gibi. Sonra yüzleşmeye karar veriyoruz. Ama beceremiyoruz da. Gergin uyandım.


(09 Haziran 2020 Salı - Eskişehir)

Bir yerde silahla atışlar yapıyorum. Evde. B. bana her gün mantar şeklinde mermiler getiriyor (çocuk silahlarındakilerden). Evde atış yaptığım yer çok güvensiz ama kendimce önlemler almışım. B. bu durumdan mutsuz görünüyor. Yanında birisi daha var, sanırım sevgilisi... Bir ara telefonla ilgili bir şeyler oluyor. Telefonum bozuk ve daha önce bozulanlar da bir yerde. Bu bozuk telefonlarını hepsini telefoncuya götürüp düzgün bir telefonla takas edeyim diye düşünüyorum. B. bu fikirle biraz dalga geçiyor. O sırada bizim otoparkçı çocuğun (E.?) telefon dükkânı olduğunu hatırlıyorum. Evet, ona götüreyim, üzerine biraz para da verebilirim. Sanki rüya bitmeden yeni bir telefonum olduğunu da görüyorum.


(10 Haziran 2020 Çarşamba - Eskişehir)

Neredeyse hepsini unuttuğum bir rüya: B. var. Bu "hislerin" geçmesine ya da normalleşmesine ilişkin bir şey konuşuyoruz. "100 gün" sonra normalleşiyordu ya da normalleşecekti. Bunu istemiyordum, bu nedenle keyifsizdim. Keyifsiz uyandım.

Uyumadan önce "bunun" düşündüğüm bir konu olduğunu not etmişim, rüya cevap gibi görünmüş.


(11 Haziran 2020 Perşembe - Eskişehir)

Hatırlamadığım bir rüya, sadece bir imge: Hafta

İkinci rüya: Bilgisayar başındayım. Eski bir evin avlusundayım. Yeşilçam filmlerini tasnif ediyorum. Youtube benzeri bir site açık ve filmleri tek tek açıp kontrol edip kategorilere ayırıyorum. Yanı başımda çocuk ve gençler var. Bir sıraya girmişler. Yaptığım iş onlara hizmet ediyor, yani benden bu tasnif hizmetini alıyorlar.

Sonra bulunduğum evin avlusunda bir su borusundan sular gelmeye başlıyor ve ortalığı su basıyor. Tamir etmeye çalışıyorum, olmuyor.  Su akmaya devam ediyor. Fakat suyu dışarıya akacak şekilde yönlendirmenin bir yolunu buluyorum ve böylece ortalığı basmış olan suyu dışarı alıyorum. Sorunu çözemesem de kontrol altına alıyorum gibi.

5 Mart 2021 Cuma

Rüyalar - XXIV

(17 Mayıs 2020 Pazar - Eskişehir)

Z.M. Eskişehir'e gelmiş eşiyle. Onunla buluşuyoruz. Y. de orada (Belki bir başkası?). İstanbul'da geçinmek çok zor diye onu Eskişehir'e taşınmaya ikna etmeye çalışıyoruz. "İşi bırak, gel üniversiteye" filan diyoruz. "Yok," diyor, "iyice görmem lazım." Sonra da ekliyor, "Daha aç kalmadık."


(19 Mayıs 2020 Salı - Eskişehir)

Birisiyle beraber bir kütüphaneye gidiyoruz. Bir hırsızlık peşindeyiz. Burası özel bir kütüphane. Kütüphanenin en üst katına girince burasının Yeşilçam kütüphanesi olduğunu ve az önce bir film gösterimi, toplantı ya da bir dersten çıkmış insanları görüyoruz. Şener Şen var, bir kaç tane daha yaşlı Yeşilçam oyuncusu var. Burada hırsızlık mevzuunu tamamen bırakıyorum/unutuyorum. Yanımdaki kişi de D.'ye dönüşüyor (ya da kimliği netleşiyor). 

Şener Şen ders verircesine eski Yeşilçam filmlerini övüyor. "Duyguları muhteşem aktarıyorlardı, bunu hiç göze sokmadan ya da doğrudan anlatmadan başarıyorlardı" gibi cümleler söylüyor. Büyülenmiş şekilde onu dinliyorum. Galiba ders bitiyor. D. ortalıkta yok (galiba hırsızlık mevzuunun peşinde). Ben Şener Şen'in yanına gidiyorum. Çok duyguluyum.

"Fotoğraf çekilebilir miyiz? Sizinle tanışmayı çok istiyorum." diyorum. Babacanlıkla kabul ediyor. Elimde eski telefonum var. Kötü bir kamerası var ve sık sık kapanıyor. İnşallah çekebilirim diye kaygılıyım. Selfie yapıyorum ve fotoğraf çekme sesini duyuyorum. Sonra Şener Şen gidiyor.

E.S.'yi görüyorum orada. Yanıma geliyor. Benim mutluluktan gözlerim dolu dolu, ona Şener Şen ile fotoğraf çekildiğimi anlatıyorum. Fotoğrafı göstermek için telefonu kaldırıp açıyorum, meğer çekememişim! Elime geçen tek fırsatı da telefonum olmadığı için kaçırmışım. Ağlamaklıyım. Şener Şen çok yaşlı, belki yakında ölecek diye düşünüyorum ve kahroluyorum. E. beni avutsun istiyorum. Dikkatim ona kayıyor. Yanıma geliyor. Bir şeyler anlatıyor. Fiziksel temas istiyorum.Onu kucağıma oturtuyorum. Bir yandan, "keşke D. burada olsaydı, onun telefonu ile çekerdik" diye düşünüyorum. Yeni telefon alayım ama param yok diye düşünüyorum. Eski telefonun duruyor mu diye E.'ye soruyorum. Yok diyor o da. Bana şefkatli, ama o esnada duygusal olduğum için çocuk muamelesi yapıyor. Normalde buna kızarım ama o sırada buna ihtiyacım var gibi. Bir ara D. gittiği yerden dönüyor ve rüya bitiyor.



(22 Mayıs 2020 Cuma - Eskişehir)

Bütün detayları, kurgusu, akışı uçmuş, unuttuğum bir rüya:

Bir kasaba, bir ev. Bir çocuk ölmüş ve ev ahalisi uyuyor. Evdekilerin umurunda mı değil? Ya da uyansalar dert edecekler ama çok uykuları var. Ben ölen çocuğun/gencin kıyafetlerini değiştirip dışarıya çıkarmaya çalışıyorum. Cesedi bir yere götüreceğim, muhtemelen gömmeye, emin değilim. (Sanırım rüyanın başında bu genç yaşıyordu).


(23 Mayıs 2020 Cumartesi - Eskişehir)

Bir kadın var, bir denizin kıyısında yüzüyoruz. Ben önden gidiyorum. O arkalarda. Denizin kıyısı burası, ama bir göl gibi, sığlıkta sazlar var.

Sanki daha sonra bir kayıttan izliyor gibi bu kadınla yüzüşümüzün bir ânını izliyoruz. Bir yılan geliyor. Ben yüzerken etrafımdan dolanıyor, çevremde çaprazlamasına bir tur attıktan sonra göl/denizin içine süzülüp gidiyor. 

Daha önce denizlere, göllere, derin sulara vs hissettiğim tedirginlik bu rüyada yeniden geldi, fakat daha hafifti. Buradaki kadın B. olabilir gibi hissediyordum, fakat kimliği muğlak ya da uyanınca unuttum.



(24 Mayıs 2020 Pazar - Eskişehir)

8-bitlik bir bilgisayar oyunu (yine). İki renkli ve iki boyutlu. Her şey bir kare parçası. Güya vahşi hayvanlar salınmış (salınmalarına ben ya da biz sebep olmuşuz). Başka kimler var bilmiyorum. Hayvanlardan kaçıyoruz ya da onları avlıyoruz ya da belirli bölgelere sıkıştırıyoruz. Aslan geliyor (tek bir kareden oluşuyor). Ondan baya kaçıyoruz çünkü ne yapsak ölmüyor. Oyunların Big Boss'u gibi. Bir yerde duvara çıkıyorum gibi, ama iki boyutlu gördüğüm için ne kadar yükseğe çıktığımı anlayamıyorum. Aslan da yukarı çıkıyor. Meğer Aslan da 5 ya da 6 blok yükseğe çıkabiliyormuş. Kaçmaya devam ediyorum.


İkinci bir rüya: İş arıyorum.Y. var. Bir de C. Ama C.'nin adı farklı rüyada. Bana bir iş verecek ya da ben onun çalıştığı yere başvurmuşum. "Onunla çalışmak istemiyorum" diye düşünüyorum.


(31 Mayıs 2020 Pazar - Eskişehir)

İki rüya:

Bir otobüs ya da dolmuşta, tanıdık insanlarla bir yerden dönüyorum. B. de var, aynadan bakınca görebiliyorum onu. Benden hâlâ nefret ediyor gibi, uzak duruyor. Konuşmaya girişsem de nafile.

...

C. evleniyor ya da evlenmiş. Kendinden yaşça büyük bir adam bu, meğer bu adamı da tanıyormuşum ya da o beni tanıyormuş. C.'ye telefon ediyorum. Sanki görüntülü aramışım gibi, evi de görebiliyorum. Adam da orada ve beni görebiliyor. Burası yeni evleri, evlilik sonrası bir zaman. Ben evlendiği için epey mutsuzum ve onlar beni hiç umursamıyorlar.

4 Mart 2021 Perşembe

Rüyalar - XXIII

(09 Mayıs 2020 Cumartesi - Eskişehir)

Bir makine yapıyorum. Garip bir şey. Dönen iki tekerlek var ve salınımdan güç alarak yükseliyor. Bir çeşit uçma makinesi. Bir kadın da var, benimle gelsin istiyorum (Galiba B. ya da N. emin değilim. Belki ikisinin bir karışımı?). Kadın gelmek istemiyor. Sanırım makineyi güvenilir bulmuyor. Ben uçmaya başlıyorum, yükseliyorum. Deniz kenarı bir yerdeyim.

Araya bir başka rüya giriyor. Başka yer ve başka olay. Şehirde bir yerlerdeyim. Bir araştırmanın, dedektifliğin bir parçası gibiyim sanki. 

Uyanmadan önce bir kez daha ilk rüyanın bir uzantısını görüyorum. Uçma makinesi yerden yükselen bir ağaca takılmış. Ağacın gövdesine tutunuyorum. Aşağıya bakıyorum. Deniz ve kayalıklar. Çok yüksek. Yükseklik korkusu ile kalbim çarpıyor. Bu korku ile uyanıyorum.

(Sanki bir kurtulma/kurtarılma sahnesi de vardı sonunda. Birileri geliyordu yardıma...)




(11 Mayıs 2020 Pazartesi - Eskişehir)

Normalde tanımadığım birisi, bir aile babası, dalgıç. Eşi ve bir küçük kızı var. Onun evine gidiyorum. İlk kez dalacağım, dalış için gerekli ekipmanları alıp gidiyoruz. Bir çeşit platformdan gece dalışı yapıyoruz. En dibe kadar çöküyorum. Bu dönemde tehlikeli köpek balıkları da varmış. Alnımızda kafa lambası gibi kocaman aydınlatmalar var ve sadece yüzümüzü döndüğümüz yerler aydınlanıyor. Bir ara bu dalgıç yukarı çıkıp beni yalnız bırakıyor. Garip bir balık bana doğru yaklaşıyor. Bir çeşit örümcek gibi. Onu vurup öldürüyorum. Köpek balığı da gelecek diye tedirginim. Başka başka balıklar görüyorum. Sonra adam dönüyor. Az önce öldürdüğüm örümcek balığın ölüsünü görüyor. "Aaa, filanca balığı öldürmüşsün" diyor ve devam ediyor, "İyi yapmışsın, tehlikelidir." Suda biraz daha takılıyoruz.

*Suya girmeden hemen önce büyükçe bir balığın kuyruğunu görmüştüm yüzeyde. Bir de dalarken suya ilk giriş esnasında maskeme dolan suyun hissi çok gerçekçiydi. Burnumdan değil ağzımdan nefes almam gerektiğini fark ettim.


(13 Mayıs 2020 Çarşamba - Eskişehir)

C. bir aileye dahil olmuş. B. de evde. Çocuklar var. Sıcak bir geniş aile portresi ve ben hayalet gibi bunu izliyorum.

Bu rüya hiç sembolik gelmedi. Arzularımı yansıtan, fakat dahil olmadığım bir telafi rüyası gibi.


(14 Mayıs 2020 Perşembe - Eskişehir)

Lisedeyim. Tek kişilik sıralarda oturuyoruz. Hemen önümde B. oturuyor. Dönüp bana bir kaç tane çikolata kutusu veriyor. Her kutuda farklı çikolata türlerinden var. Draje şeker gibi olanlardan. Kutuları taşırken baya ses çıkarıyor içindeki şekerler. Sonra tam ben bir tane açıp yerken sınıfa Devlet Bahçeli giriyor. Kutuları sıranın altına saklamak istiyorum. Kaldırıp koyarken yine bir sürü ses çıkıyor ve Bahçeli bunları duyuyor. Yakalanacak olmaktan dolayı huzursuzum ama bunun çok büyük bir mesele olmadığının da farkındayım. En fazla uyaracak beni. Fakat B.'nin çikolatalarını kaptıracağım diye ona mahcup olmaktan da tedirginim. 


(15 Mayıs 2020 Cuma - Eskişehir)

Başka bir gezegende yaşayan bir kaç kişiyiz. Sonradan bir başkası daha geliyor. Bir çok karmaşık olay var ve ben film izler gibi izliyorum. Sonradan gelen kişinin dezenfekte olması için üsse girmesi gerek, fakat bazı sorunlar oluyor.

...

C. ile telefonda sesli mesajlar atıyoruz birbirimize. Birisiyle berabermiş (B.'den sonra sanırım). İlişkinin neden yürümediğini anlatıyor. En son sesli mesaj değil, görüntüsünü bir video olarak atıyor, yüzünü görüyorum. Olgun olmanın 4 karakterinden bahsediyor. Yüzünde makyaj var.

...

C.'nin benimle görüşmek istemediği ve muhtemelen başkası ile beraber olduğu bir rüya daha. Bir konuşma yarım kalıyordu. Birisine yemeğe gidiyorduk ve onun da bana eşlik etmesini istiyordum. O ise "Ne saçma! Bırak artık beni" benzeri cümlelerle cevaplıyor beni. Sonra o yemekle ilgili olan bir başka arkadaş, İ.M. bana facebooktan mesaj atıyor.


(16 Mayıs 2020 Cumartesi - Eskişehir)

Zamanlaması karmakarışık bir oyunun içindeyim. Bir koşu yarışı, uzayda pod'ların içinde yapılıyor. 1:05 ile başlıyor ve giderek azalıyor. Sırası gelen koşuya başlıyor. Ama sınıflarda karışıklık olmuş. Benim sınıfıma yanlış atandığı için kimse vaktinde gelememiş. Zamanları ileri kaydırmışlar ve yeni zamanlamaya göre benim sıram en sona kaydırılmış. 106,5 olmuş. Yarışta iddialıyım. Seviniyorum.

...

Önceki rüya: Uzayda geçen muhteşem bir rüya, fakat detaylar yok. Yine pod'lar var. Bunların içinde yaşıyorum. Puzzle gibi, çiftlerimiz var. Alengirli ve zeka gerektiren işlemler yaparak pod'lara yerleşiyoruz. Zamanda yolculuk da yapıyoruz. Çiftimizi buluyoruz. Pod'lar çok küçük ve kımıldayacak yer yok.



**Bir süredir yazmak içimden gelmemişti rüyaları. Bu sıralar kaldığım yerden devam edeceğim. Rüyalarımı da hâlâ yazmaya devam ediyorum.

29 Ocak 2021 Cuma

Bulutlar ve Bilişler

Az önce penceremden görebildiğim iki koca binanın arasından, dalıp gitmiş, az da olsa gökyüzünü görebildiğim boşluğa bakıyordum. Pofuduk bir bulut hızla sürüklenip geçti, sonra bir diğeri. Görebildiğim dar aralıktan bir kaç bulutun geçişini izlerken, bulutları izlemeyi eskiden ne kadar sevdiğimi anımsadım.

Yıllar yıllar evvel bulutları izlerdim; sık sık, uzun uzun... Seğmenler Parkı'na uzanır izlerdim. Taşköprü boyunca kafam havada olurdu, Kabak sahilinde ya da Bornova'daki manzaralı evin penceresinden, Kordon boyunda, bazen Gündoğdu meydanında yatıp, bazen Boğaz'ı Karaköy'e, Kadıköy'e ya da Beşiktaş'a doğru geçerken... izlerdim hep (2021 notu: şimdi Fethiye'de izlemeğe devam ediyorum). Gelip geçişlerine, buharlaşıp yok olmalarına, birleşip yeniden var olmalarına, oradan oraya sürüklenmelerine hayran hayran bakardım. İlhamlanırdım. Fotoğraflarını çeker, onlara tematik anlamlar yüklerdim. Bulutlardaki bilgeliği görebiliyordum, yahut görebildiğimi zannediyordum. Her şeyin gelip geçici olduğu ve şeylere tutunmaya gerek olmadığına dair bir çeşit bilgelikti bu bahsettiğim. İlk (ve şimdilik son) evimi boşaltıp eşyalarımı dağıtırken aynı bilgeliğe yaslanıyordum. Sanki yirmili yaşlarımın başında daha bilge bir insanmışım gibi; hakikaten anlıyordum. Okuyor, araştırıyor, sorguluyor ve dahası hissediyordum. Fakat eksik bir şey vardı. Daha doğrusu varmış.




Her geçen yıl daha çok öğrenip bilgeliğe ilerleyeceğimi de zannediyordum o vakit. Bu zanlarım, cehaletimin işaretiymiş, bilmiyordum. Sonra bir yerde sıkışıp kaldım. Nasıl oldu bu, mekanizmasını anlamak da anlatmak da çok zor. Kainatın işleyiş sisteminin önemli bir aşaması herhalde. Belki maddenin kendi içine çökmesi gibi. Belki doğal bir fenomen olarak, belki de bir çeşit gecikmiş Satürn döngüsünün esiri oldum. Belki sadece ektiklerimi biçiyordum. Belki bilinç dışımı sıkışabileceği son noktaya kadar sıkıştırmıştım. Bilmiyorum. Eksik olan şey bir biliş türüydü esasen (Biliş ve Buluş arasında bir ilişki olmalı muhakkak). Ve onu öğrenmem için çeşit çeşit zorluklar yaşamam gerekiyordu. Kibirimden göremiyordum, evet. Olan buydu.

Bilmenin çeşitli katmanları vardır. Bir şeyi biliyorum demek için her bir katmanda karşılığının olması gerekir (Ki bu da tuhaf bir paradokstur zira bir şeyi her bir katmanda bildiğiniz zaman onu bilmediğinizi fark etmeniz  de çok muhtemel).  Bu katmanlar zihinde, bedende, duygularda, ruhsal seviyede... olabilir. Bende eksik olan da bir çeşit iç görüydü herhalde. Bununla derinliği kastediyorum. İç görü, adının ima ettiği gibi içeriyi görebilmekle ilgili, yani öğrendiğim bilgilerin derin bir yüzeye tutunabilmeleri için gerekli. Eğer derinlere inemezseniz -doğal olarak- oraya tutunamazsınız. Önce derinlere inebilmek gerekiyor. Yıllarca en büyük korkularımdan birisinin altımda uzanan derin bir deniz, okyanus, herhangi bir su kütlesi olması şaşırtmıyor ("Fobiler genellikle semboliktir," diyor Hollis, Ruhun Kaygan Kumları'nda). Şimdi geçmiş günlerde ne kadar yüzeyde kaldığımı idrak etmek, biraz, nasıl diyeyim... ironik geliyor. Çünkü bir gün dönüp bugün bulunduğum yerleri de sığ olarak niteleyeceğimi de itiraf etmiş oluyorum şimdiden.

Bu blog'a başlarken 2014'te bir rüya yazmışım Kılavuz'un on ikinci. maddesine. Derinlikle ilişkimin oradaki kuyu ile sembolize edildiğini iddia edeceğim. Oradaki kuyu, ben'im; benim tüm bilinç dışım, psişemin karanlığı, belki de Anima'm. Geçen 7 yılda, özellikle de son 3 yılda, sanırım derin sulara, mağaralara, kuyulara, karanlığın içine bir kaç adım atmayı başardım. Defalarca korkuyla yüzleştim, bolca ağladım, titredim, kaygılandım ve nefessiz kaldım. Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şeyler olmuştur.

O kuyunun derinlerine inmek yolculuğumun önemli bir parçası olmuşsa da, şimdi oradan su çıkarabiliyorum, ve kuyudan da çıkıyorum artık, müsaadenizle (Yazgı'mda beni bekleyen Ada'lar var, hasretle kucaklayacağım).

İlerleme lineer değil, kuşkusuz. Fakat bir ilerleme olmadığını da söyleyemeyiz. Her şey gibi bu da birbirini  aynı anda içeren kuantumçağrışımlı bir ikilem. Bu ikilem (yahut ikilik) bir başka yazının konusu olsun. Müsaadenizle bugün ne kadar cahil olduğumdan bahsedip bitireceğim. "Hiçbir şey bilmiyorum" değil, "pek az şey biliyorum." Bildiğimi zannetiklerimin de çoğu yanlış. "Aferin Doğukan."

...

Cehaletime güzelle yapmak için 2020 Mayıs'ında yazıp yarım bıraktığım bir... girizgâh.

(Bulut kaydı, Fethiye, Ocak 2021 - Şarkı: We Come and Go, Piers Faccini & Dawn Landes)

4 Eylül 2020 Cuma

Rüyalar - XXII

(03 Mayıs 2020 Pazar - Eskişehir)

- Bir AVM, iş arayışı... A.
- Bir deniz kenarındayım, bisiklete biniyorum.
- S., bir demir teli bir vidaya sararak nasıl minik bir ısıtıcı (ve ışık kaynağı) yapabileceğimi gösteriyor.
- Yaşlıca bir çifte, kitap satın alırlarken çizgi romanlarla ilgili merak ettikleri bir soruya cevap vererek onların konuştuğu konuya salça oluyorum. Kitaplarla ilgili konuşuyoruz. Filanca filmi izlemiş miyim? Stephen Jenkinson* adında bir kitaptan uyarlanmış (Stephen King gibi birisi mi yazmış? Çünkü korku hikâyesi). Hayır izlemedim. Korku izlemem diyorum. İzleyecektim bir keresinde ama korku diye vazgeçtim. Kadın burun kıvırıyor. İzleme bence overrated diyor. Adam ise filmi sevmiş, tavsiye eden o.
- Kitaptaki hikâyenin bir kısmını asıl kahraman olarak izliyorum. Bir nehirden uçarak (Sanırım bunu yapan bir alete sahibim) ağaçlara takılmadan ilerliyorum bir süre. Bu nehirde bir ölüm var, kitabın korkutucu unsuru da bu sanırım. Ben korkmuyorum. Sadece ağaçlara takılmadan uçmaya çalışıyorum.


*Bilinçdışımdaki Jenkinson ve King bağlantısı muazzam. Birisi ölüm ve yas çalışan ve benim de hakkında okumalar yaptığım bir yazar, diğerini ise hiç okumamama rağmen tek kelimeyle tanımlayabiliriz: korku. Bir rüyada ölümden hiç bahsetmeden ona değinmek isterseniz eğer, böyle bir yol izleyebilirsiniz.


(04 Mayıs 2020 Pazartesi - Eskişehir)

Şehirden (ve bir çeşit karantinadan) gitmek istiyorum. Sadece 100 Liram varmış. Güneye tatile gitmek istiyorum bir kadınla, ama kiminle? Gelebilecek kadınlar arasında bir eleme yapıyorum. Sonra arkadaşlarıma soruyorum, kimse gelmiyor. Birisi kabul edecek gibi (Ş. galiba), sonra olmuyor. Y.'ye sorayım diyorum. Derken sonra ne yapacağım, param yok. 

...

Bir ara evden çıkıyorum çöp dökmeye, yanında birisiyle G.'yi görüyorum, caddeden geçiyor ve beni görmüyor. 

...

Tatile gitmek istediğim yer de güney, daha önce eski rüyalarımda da gördüğüm bir yer sanki. Kamp yapmaya uygun, antik kentli, denizi olan, pek kimsenin olmadığı bir yerler.



(05 Mayıs 2020 Salı - Eskişehir)


H. O.'dan mezun olduktan sonra bir zaman. Piyade gelmiş. Bununla ilgili bir işlem yapılıyor, halbuki ben 1,5 sene gitmemişim. Arkadaşlarıma, 'Bakın şimdi olay çıkarıcam, izleyin' deyip subayın yanına gidiyorum. Anlatıyorum durumu, hakikaten 1,5 yılım yok. Salmaları gerekiyor beni, subay falan olmayacağım.

Orada olduğum için oldukça gerginim ve öyle de uyandım. Tıpkı okula okuduğum zamanlar gibi...

...

Bir önceki rüyada da çatışma var. Doğuda görevdeymişim. Tanıdıklarım var. Teröristler bir yeri basmışlar. Tiyatrocular ya da sporcular. Olayın nasıl olduğunu izliyorum. Yine gerginlik.


(06 Mayıs 2020 Çarşamba - Eskişehir)

Antalya'ya gidiyorum. Birine bir kargo teslim etmeye, yo hayır, ondan bir şey teslim almaya, önce (burada aldığım notu okuyamıyorum) sonra dönmem gerek. Haritadan bakıyor nasıl döneceğime. Taksiye biniyorum. 15 TL'm var diyorum. Beni bırakıyor bir yere yolda, adacıklardan geçiyorum. Dar bir sokaktan geçerken sanal bir oyun açıyor. Duvarlarda araba lastiklerinin, kamyon lastiklerinin sesi, araba yarışı müziği, bir sürü renkli astraksiyon, bu oyunu oynamak yasak diyor. Polis ceza yazıyor. Sen, diyorum, teknoloji işi filan yap. Youtube'da kanal aç. Bir projemiz var, tüm beton dökme makinelerini tek bir haritada gösterecek çalışırken. Vay, diyorum, ne kadar yaratıcı.

Otogara ulaşıyorum, muavin maskeniz yok hasta gibisiniz deyip, isterseniz şuraya oturun gibi bir şeyler söylüyor. Bu yaptığınız terbiyesizlik diye başlayıp nutuk çekiyorum. Yolculara konuşma yapıp oturacak bir yer buluyorum.

Sonra, belki başka bir rüya bu. Alman bir ailenin evindeyim. Çocukları da var. Bana bir hikâye anlatıyor; 3 adımlı, masallar gibi. İçinde kıymetli dersler var. Şu an unuttum.Yanımda da biri var.

Yine bir arabaya/otobüse yetişmem gerek. Bir kartpostal gibi bir şey veriyor. İyi hislerle evden ayrılıyoruz. 


(07 Mayıs 2020 Perşembe - Eskişehir)

Bir çeşit yarışma vardı. Bilgisayardan, zoom gibi bir arayüz ile bir çok kişi bağlanmış, bir soru soruluyor ve ilk cevap veren kişi kazanıyor. Cevaplayanlardan birisi de E. idi sanırım. Bir sorunun cevabını Google'da yazarak arıyordum fakat bulduğum doğru değilmiş.


(08 Mayıs 2020 Cuma - Eskişehir)

A. Hocamın evine gelmişim, sanırım orada yaşamaya başlayacağım. Bana bir iş mi ayarlıyor, öyle bir şey. Belki de üniversitede bu iş. Evde birisi var. İlkokul arkadaşım Y. Onunla televizyon izliyoruz. Aramızda romantik bir durum var gibi. Yakınlaşıyoruz.

...

Bir psikiyatri merkezi ya da akıl hastanesi gibi bir yer, orada çalışıyorum ya da staj yapıyorum. Kaldığım ev, pansiyon ya da lojman gibi bir şey, yakınlarda. Hastanede bir kız var, orada yatıyor. Yanıma geliyor, salıncak gibi bir şeyde sallanıyorum. Bir eliyle penisimi okşamaya başlıyor. Sevişmek istiyorum. Onun dışarıya çıkıp çıkamadığını merak ediyorum. Nasıl bir ortam yaratabiliriz bunun için? Soruyorum. Haftada bir kaç saat çıkıp arkadaşlarında kalabildiğini söylüyor. Neyi ima ettiğimi de anlıyor. Sonra dışarı çıkıyorum. Toprağı eşelerken fark ediyorum ki aslında bu kız beni kullanıyor. Zaaflarımdan faydalanıp kendine bir kaçış planlıyor. Bunu fark ettiğimde yanımda N. var ve ona anlatıyorum.

...

Aynı yer, o öndeki toprak alanda, iki çocuk var. Onlarla bilye oynuyorum. Kendi bilyelerimi az önce eşelediğim toprakta bulmuştum, sahiplendim ve şimdi çocuklarla oynarken bu bilyeleri kullanıyorum. Çocuklardan birisinin adı Süleyman, diğerinin adı ise Öpsün imiş. İki defa oynuyoruz. Birinci oyunda en baştaki bilyeyi vurup tüm bilyeleri alıyorum, kolay oluyor. İkinci oyunda da biraz alıyorum, fakat her şeyi değil. Oynamaya devam edeceğiz.






3 Eylül 2020 Perşembe

Rüyalar - XXI

(24 Nisan 2020 Cuma - Eskişehir)

İstanbul, Kadıköy'deyim. Düğün gibi bir şey var, ona katılmak için gitmişim. Kaldığım evden çıkıyorum B. de oralardaymış. Buluşuyoruz. Ona dondurma yemeye gidelim diyorum. Güya oranın en eski dondurmacısını biliyorum. 

Düğünün olduğu yer kırsalda bir yermiş. Herkes gelmiş. B.'nin kaldığı yere gidiyoruz. Babasının arabasını alıp kırsaldaki yere geçiyoruz. Evde İ. de var. Arka odada tek başına uzanıyor. Yanına vardığımda fark ediyorum; tam karşısında bir tilki uzanıyor. Çıkardığım gürültüden dolayı tilki kaçıyor. Meğer bir kaç saattir öyle karşılıklı yatıyorlarmış. 

B. ile karşılıklıyız bir başka sahnede. Bir şey için ona teşekkür ediyorum. Sanırım geldiği ve eşlik ettiği için. Yanağından öpmek için uzanıyorum, o sırada başını çeviriyor ve ben de kasten olmasa da dudağını öpmüş oluyorum. İkimiz de utanıyoruz ama bir yandan ikimiz de bundan memnunuz. 

İzmir, Atatürk Mahallesindeki eski evimizdeyim. Meğer B.'nin ailesi bir alt sokakta oturuyorlarmış. Sinemaya gitmek için sözleşiyoruz, fakat filmi kaçırıyoruz ya da film iptal oluyor. Bize gidiyoruz. Yatak odasındayız. Birlikte kalacağız. Sevişme öncesinin heyecanı ve gerginliği var. Bir ara odaya ağabeyim de geliyor, B. ile tanışıyor. Sonra uyandım.


(25 Nisan 2020 Cumartesi - Eskişehir)

Kabak gibi bir yerde, bir kampingte yaşıyorum. Annem de oralarda. Akan suyun kullanım haklarıyla ilgili bir sıkıntı var. Bir de üzerine şöyle bir olay oluyor. Oradaki tanımadığım komşulardan birisi tırmığını getirip bana veriyor ve benden bir iş yapmamı istiyor. Tırmığı bildiğimce kullanıyorum, fakat sonra yanlış kullandığım için yaptığım işi durdurup gidiyorlar. Bir kaç gün sonra tırmığı kırmışım diye parasını istiyorlar; 200 TL. Kendimi savunmaya çalışırken sesler yükseliyor. Uyandım.


(26 Nisan 2020 Pazar - Eskişehir)

Burada gördüğüm rüyanın heyecanıyla bunu hemen yazıp daha önce paylaşmıştım. Kronolojik sırayı bozmamak için yeniden ekliyorum; bağlantısı burada.


(27 Nisan 2020 Pazartesi - Eskişehir)

Yine C. var bir yerlerde. Detaylar yok. Uzun bir üstgeçidin iniş merdivenlerinden bir tanesi onun evine çıkıyormuş. Oradan inip inmemeye tereddüt ediyorum. Onun bir sevgilisi olduğunu düşünüyorum/biliyorum. 

...

İkinci bir rüya. Bu rüyada I.* ile sevgiliydik. Bu tuhaftı. "Acaba benim neye ihtiyacım olabilir" diye düşündüğünü söylüyordu. Ben de kendi ihtiyacımı gözettiğimi, onun da öyle yapmasını söylüyordum, fakat bu söylediğimden o kadar da emin değildim, böyle olması gerektiğini düşünüyordum. Ağabeyimin kullandığı bir arabada arka tarafta oturuyorduk.

...

Bir fragman. Bir kadın var. M. gibi. Bir arkadaşım bu ama sevgilim olan birisi mi? Bir kuyu var. Arazide tarım için, çiçek yetiştirmek için. Bulanık.


(29 Nisan 2020 Çarşamba - Eskişehir)

Çocuklarla bir etkinlik düzenliyoruz. Mevsim kış gibi. Sanırım N. var. Çocukları biraz özgür bırakıyorum, ama N. biraz huzursuz oluyor. Tehlikeli olabileceğini bildiğim bir yer var ve bir çocuk oraya gidiyor. Burası üstü buz tutmuş ufak bir su birikintisi ya da bir kuyu. Buz kırılıyor ve çocuk içine düşüyor. Hızla gidiyorum çünkü çocuk biraz yüzerse ya da batarsa ona asla ulaşamayacağız. Zamanında varıp onu sudan çıkarıyorum. 

...

Ağabeyimle bir uzay mekiğindeyiz. Astronotuz ve dünyaya benzeyen bir gezegene gidiyoruz. Karlı ormanlardan geçip bir düzlüğe iniyoruz.

...

Bir sahne. Uzay aracındayız. Bir sürü de insan var. Uzay aracı geziye açılmış, gelenler yolcu ya da misafir. Yine ağabeyim var, bir de babam gelmiş. İnsanların nerelere gidebileceğini, nerelerde hangi güvenlik protokollerini uygulayacağımızı anlatıyorum. Babam beni dinliyor, anlamış görünüyor. Anlatırken şöyle bir benzetme yapıyorum: "Nasıl uçaklarda kokpite silahla giremiyorsan, burada da benzer bir durum var."

...

Bir başka rüya. B. evleniyor ve onun düğününe gitmem gerekiyor. Gitmeden önce kendime epey çekidüzen veriyorum. Sanırım birileriyle tanışacağım diye, ya da düğünde bir sebepten ön planda olacağım için bunu yapıyorum. Geç kalıyorum, düğün başlamış, B. (ve sanırım N. de) beni arıyorlar. Geç kalmış olmayı umursamıyorum. Hatta herkes oradayken girmek dikkatleri bana çekecek diye düşünüyorum.


(30 Nisan 2020 Perşembe, Nisan rüyalarının sonu - Eskişehir)

G. D.'nin defterini çalıyorum. Dışarıda bir masada duruyordu. Yo hayır, çalmıyordum. Açıp kurcalıyordum ki tam bakacakken o geliyor. Defter bendeyken yakalanıyorum, fakat bakarken yakalanmıyorum. Neden deftere baktığımı soruyor. Ya da bakıp bakmadığımı soruyor. Yalan söylüyorum: "Hayır bakmadım.", "O halde defter neden sende?" Cevap veremiyorum, kem küm ediyorum. Uyandım.

...


**Sık sık karşıma çıkan temalar; çocuklar, düğün, eski sevgililer, defter çalma... Bu aralar rüyaları yorumlamaya dair daha çok şey öğreniyorum; daha çok öğrendikçe kendi rüyalarımın yorumlarımı buraya yazmak o kadar manasız geliyor. Yine de rüyalarımın burada bulunması fikrini seviyorum, kimse okumasa da...

28 Ağustos 2020 Cuma

Porsuk Ritüeli

Kocaman bir su kütlesi geçiyor bu şehirden. Sık sık ve sık sık şaşkınlıkla bakıyorum ona. Bazan baktığım su kütlesinin yıllardır baktığım su kütlesi ile aynı olup olmadığını düşünüyorum. Bazan az evvelki nazarımdan bu yana gerçekleşen değişiklikleri ayırt etmeye çalışarak dikkat kesiliyorum, bazan kıyısında dolanan bir kediyi izliyorum, bazan yıllardır orada duran Çınarlara, Akçaağaçlara, Dişbudaklara, Huşlara ve Ihlamurlara bakıyorum. Bazan de dua ediyorum.

Yıllar önce -bir üniversite öğrencisiyken ben- karşılıksız kalan aşklarımın bir ifadesi, bir dua, bir iç dökme olarak, bir ritüel uydurdum. 

Bir insan tek başına bir ritüel uydurabilir mi?
Ben uydurdum.
Bir insan bir su kütlesi ile sohbet edebilir mi?
Ben ediyorum.

Bu ritüeli bir Tilki ile sohbet etmeden çok önce uydurmuştum; bir Tilki ile değil, meğer bir Porsuk'la sohbet etmiştim ilkin.

...



Ritüeli anlatacağım size şimdi.

Senenin ilk karı yağdığında dokuzuncu köprüye gidiyorum. Çünkü dokuzuncu köprü en az rağbet gören, ama manzarası da bir o kadar güzel olan köprüdür. Doğrusunu isterseniz oraya benden başka dokuzuncu köprü diyen yok. Sanırım bu şehirde kimse köprüleri benim kadar umursamıyor. Tıpkı su kütlesini umursamamaları gibi... Halbuki bir su kütlesi ne kadar önemliyse, köprüler de en az o kadar önemlidir. Su kütlesinin kendisi kadar kadim fakat unutulmaya yüz tutmuş bir bilgi bu.

Ne diyordum? Evet, dokuzuncu köprüye gidiyorum, yılın ilk karı yağıyor. Beni kalın eldivenlerim, mavi renkli berem, sanki her an dağda kamp yapmaya gidecekmişim gibi görünen yanlarından cepli havalı pantolonum, bileklerinden korumalı yürüyüş ayakkabılarımla hayal edebilirsiniz. Ayrıca polar bir boyunluğum da var. Kış boyunca bunları giyerim ben, başka kıyafetim yoktur. Bunlar eskidiğinde gidip aynılarından bir tane daha alırım. Aynı kıyafetleri giymeyi severim...

Ne anlatıyordum? Evet, karın yağmasıyla hava yumuşamış olur. Ağzımdan kocaman buharlar salarken muhtemelen kulaklarımdaki kulaklıklarımda bir Kış şarkısı döner. Kulaklıklarım da berem gibi mavidir. Mavi rengini, Tanrı şahidim olsun ki, severim. Fakat gökyüzü mavisi gibi; berrak, açık ve canlı bir maviden bahsediyorum. Gökyüzünü boyamak isteyen bir çocuğun pastel boyalarının arasından seçeceği tek mavi renkten bahsediyorum. Lacivert değil, camgöbeği hiç değil. Düz mavi. Tüm mavilerin en ortasında, en sıradan, en adi olanı. Eğer bir Mavi arketipi olsaydı, bunu ifade edecek olan ortalama ve evrensel maviden bahsediyorum.



Nerede kalmıştım? Ah evet, dokuzuncu köprüye geliyorum. Senenin ilk karı yağıyor. Hava yumuşak. Ağzımdan buharlar çıkarıyorum ve mavi berem kafamda. Köprünün demir tırabzanlarına yaslanıyorum. Aslında bunlara tırabzan denmiyor. Korkuluk deniyor. Köprülerin, hele de böyle demirden ve çelikten yapılmış köprülerin, korkulukları vardır. İnsanlar, olur ya, belki dengelerini kaybeder, ya da belki büyük su kütlesinin kolay kolay karşı koyulamayacak çekimine kapılır, maazallah, düşüverir... Diye... Sanırım... Korkuluk deniyor. Fakat ben tırabzan diyeceğim müsaadenizle. Çünkü bu tırabzanlar beni korkutmuyor. Ayrıca tırabzan kelimesinin tınısı daha güzel; tınısı güzel kelimeler için bir liste yapmıştık bir zamanlar... Bir de kelimeleri bilinçli şekilde yanlış kullanmayı seviyorum. Eğer bilinçli şekilde bir yanlış yapıyorsanız, bu hâlâ yanlış mıdır?

Ne diyordum en son? Hah, dokuzuncu köprüde, evet, yılın ilk karı yağıyor. Kışlık kıyafetlerimle ve mavi beremle ve mavi bir ruh haliye ritüele hazırım. Aslında-korkuluk-olan-tırabzanların üzerinde biriken kara aldırmaksızın, çift katlı kalın eldivenlerimi çıkarıp, ellerimle soğuk demiri kavrıyorum. Soğuğu hissediyorum. Hava yumuşak, doğru. Fakat demir yumuşak değil. Keskin soğuğu ellerimden bedenime çekiyorum. İçimdeki ateşle soğuğun kaynaşmasını izliyorum. İzliyorum dediysem, mecaz konuşuyoruz burada. Mecazdan anlamıyorsanız beyefendi, neden bu ritüel ile bu kadar ilgileniyorsunuz? Neyse... Mecazen izlediğim bu kaynaşma diyordum, nasıl desem, birbiri içinde erime, soğuk ile sıcak, uzak ile yakın... bu temas... yaşam yahu.


Ritüele geliyoruz, evet. Tırabzanın üzerine biriken karlardan çıplak ellerimle üç ayrı top yapıyorum. Bu topların büyüklüğü, ben diyeyim misket köfte siz deyin mürdüm eriği büyüklüğünde. Hayır, daha büyük olmaz. Anlaşma böyle. Bu sırada ellerim üşüyor, hatta biraz da uyuşuyor, ama bu da ritüelin bir parçası. Ben su kütlesine temas ediyorum, o da bana temas ediyor. Ben su kütlesini kavuşturuyorum, o da beni kavuşturuyor. Ben eyliyorum, ben niyaz ediyorum; o buyur ediyor, o dinliyor. Çünkü, evet, anlaşma böyle...

Nerede kaldık? Hah, bu üç kar topu, çok akıllı olanlarınızın hemen tahmin ettiği gibi, üç cemreyi temsil ediyor. Çünkü ritüeller birer temsildir. Gerçeğe doğrudan erişemediğimiz için, temsiller yoluyla ona erişiriz. Evet. Bana inanmıyorsanız köyünüzün büyücüsüne ya da cadısına sorabilirsiniz. Onların da rahatlıkla tasdik edeceği gibi, gerçek, duaların kabul olduğu yerdir. Nasıl ki baharda üç cemre sırayla havaya, suya ve toprağa düşüyorsa, benim kar toplarım da sırayla toprağı, havayı ve ateşi temsilen büyük su kütlesine düşer. Kendileri düşmezler elbette. Ben bahsettiğim sırayla onları büyük su kütlesine bırakırım. Bu sıra önemli. Bu sıralama, Tanrı şahidim olsun ki, çok çok çok önemli. Nasıl ki bahar gelirken ateş, cemre formunda diğer kütleleri yavaşça ve sırayla ısıtıyorsa, kışın başındaki temsili kar topları da suya yavaşça ve sırayla kavuşurlar. Büyük su kütlesi onları ancak ve ancak bu şekilde bağrına basabilir.

Eğer kar yağmamışsa mı? Eh, bunun da cevabı basit: İklimler değişir ama ritüeller değişmez. Ritüeller uyum sağlar. Eğer kar yağmıyorsa bu ritüeli tükürerek, işeyerek ya da ağlayarak da yapabilirsiniz. Tanrı şahidim olsun ki ben hiç büyük su kütlesine işemedim. Belki başka bir gece...

Değişmeyen gerçek şu ki, büyük su kütleleri, su kütleleri arasında ayrım yapmaz, onlar buyur ederler, kavuşurlar, beslerler; her biri tek bir Cansuyu'nun uzantısıdır. Ne diyordum? Hah, evet, büyük su kütleleri bağlayıcıdır. 


...

Kocaman bir su kütlesi geçiyor yaşadığım şehirden. Sık sık şaşkınlıkla ve sık sık hayranlıkla bakıyorum ona. Bazan baktığım su kütlesinin yıllardır baktığım su kütlesi ile aynı olup olmadığını düşünüyorum. "Ben aynı değilsem, o da değildir" diyorum kendi kendime. Bazan az evvelki nazarımdan bu yana gerçekleşen değişiklikleri ayırt etmeye çalışarak dikkat kesiliyorum; farklı bir dalga, değişik bir yansıma, yüzen ağaç dalları, rüzgârın suyun tenine dokunuşu... Bazan kıyısında dolanan bir kediyi izliyorum ve sudaki aksini fotoğraflamak için doğru açıyı bulmaya çalışıyorum. Bazan yıllardır orada duran Çınarların, Akçaağaçların, Dişbudakların, Huşların ve Ihlamurların heybetli gövdelerine bakıyorum uzun uzun. Nelere tanıklık ettiler ve neler biliyorlar? Kökleriyle nereye yürüyorlar? Ve ben, tüm cehaletimle, acaba anlattıkları hangi hikâyeleri duymuyorum?.. Bazan dua ediyorum kendi meşrebimce.

Bazan de bu büyük su kütlesine bakıyorum ve bir zamanlar sevdiğim bir kadının terinin, sidiğinin, regl kanının, tükürüğünün yahut bir göz yaşının tek bir damlasının tek bir molekülünün o an altımdan akmakta olan büyük su kütlesinin içinde olup olmadığını düşünüyorum. Büyük su kütleleri bizi birbirimize bağlar. Mesela döktüğüm terim, sidiğim, menim ve göz yaşlarım bir büyük su kütlesiyle akar, buharlaşıp bulut olur, yağar ve yer altında yolculuk eder, nereye gideceklerini ben tayin edemem, fakat önünde sonunda, her yol gibi, bu yol da ulaşması gereken yere ulaşır; bizi birbirimize bağlar.


Dokuzuncu köprüden Analog Porsuk fotoğrafları, çeşitli yıllarda ve mevsimlerde,
Nikon FM2 - Nikkor 50mm ile çekildi, filmler Fuji 200 ve Ilford 400 

24 Haziran 2020 Çarşamba

"Kelimelerden Daha Derin Şeyler"

“Onlara kapıldığımızda duygu ve hisler oldukça katı görünürler ve hepimiz onları bastırmaya veya ifade etmeye, onlardan kaçmaya ya da onların sebep olduğu fiziksel yahut zihinsel stresle alakalı bir şeyler yapmak istemeye alıştırılmışızdır. Üzüntü, korku ya da başka bir duygu ile beraberken koşulsuz şekilde şu anda seninle olabilir miyim? Bu duygular hakkında ne yapacağımı bilmeden, bir yönteme yaslanmadan, sadece kendi haline bırakarak, derin bir şekilde onlardan kurtulma arzumu bütünüyle anlayabilir miyim? Buradaki her şey, açıkça, güzellikle, tıpkı çiseleyen yağmur, geçen bulutlar ya da kuşların şakımaları gibi keşfedilmek, görülmek, duyulmak, hissedilmek ve dinlenilmek için varlar. 

Birinin söylediği bir söz hemen o anda diğeri tarafından anlaşılmayabilir, fakat zihin korkuya ya da bir şeyler istemeye ya da hatta yardımcı olma arzusuna saplanmadığında kelimelerden daha derin bir şeyler işlemeye başlar. ” – Toni Packer

Toni Packer'ın The Light of Discovery kitabından bir alıntı.
Çev.: Doğukan Sarıkaya

Phaselis, 2020 - (Nikon FM2, Nikkor 50mm, Fuji 200)


“Feelings and emotions do seem very solid when we're caught up in them, and we are all habituated to express or repress them, escape from them, or want to do something about the mental and physical distress they cause. Can I be unconditionally with you in the presence of sorrow, fear, or whatever? Can I be fully understanding of the deep desire to get rid of it all, without knowing what to do about it, without depending on a technique, just letting it all happen? Everything is right here to be discovered, seen, felt, and listened to openly, gently, as the splattering rain, the passing clouds, and the songs of birds.

The words that are spoken by one person may not be understood by the other this instant, but somethinng much deeper than words is functioning when the mind is not caught up in fearing or wanting anything, or even the desire to help.”

—Toni Packer

22 Haziran 2020 Pazartesi

"Sükûnet"

"Sükûnet güçtür, çünkü hassas olanı, savunmasız olanı incelenmekten, eleştiriden, reddedilmekten, sekteye uğratılmaktan ve sürgüne gönderilmekten uzak tutar. Sükûnetin koruyucusu muazzam bir denetime sahiptir. Mühürlü tuttuğu şey gizli kaldığı sürece asla zarar görmez. 

Sükûnet güçtür, evet, fakat sükûnet ne zaman koruyucusuna saldırıp onu esiri haline getirir? Konuşmak için doğal dürtüyü, şarkı söyleme itkisini ya da katkıda bulunma özlemini ne zaman engeller? Pek çokları konuşmak için açık bir daveti, bir iznin onlara lütfedilmesini ya da katkı sunmaya tatlı sözlerle ikna edilmeyi beklerler. Peki ya bu davet asla gelmezse? 

Sükûnet maksadımıza ulaşmamızı ya da başkaları ile bağlantı kurmamızı ne zaman engeller? Sükûnet, sağlıklı bir anlaşmazlığı, diyelim ki bir adaletsizliği göstermeyi ve değişimi başlatmayı, ne zaman engeller? Sükûnet, gerçekleşmeyi bekleyen bir devrime seslenmek yerine ne zaman suça ortak olur?"

Toko-pa Turner, “Aidiyet: Kendimizi Yuvada Hatırlamak” kitabından; belongingbook.com

Orijinal Post burada.

Çev.: Doğukan T. Sarıkaya


21 Haziran 2020 Pazar

Rüyalar - XX

(14 Nisan 2020 Salı - Eskişehir)

Sanırım Adana'dayım. Bir kadının yanına gitmişim. Daha önceki bir rüyamda da gördüğüm sarışın bir kadın bu. Adı Emine olabilir. Şehirde bir Go turnuvası varmış. Turnuvanın ilk günü işim olduğu için gidemiyorum. Akşamına eğlence olan yere gidebilmek için bir kaç kişiyi arıyorum, ulaşamıyorum. M.'yi arıyorum. O zaten Adana'ya hiç gelmemiş. Bu arada çay demleyeyim derken demliği kırıyorum. Ertesi gün bu Emine ile turnuvaya gitmişiz. Turnuvaya katılsak mı diye düşünürken, ben nasıl olsa 2 tur kaldı diye ciddiye almıyorum. Bir çocukla oynadığım maçı yarısında terk ediyorum, çünkü sıkılıyorum ve oynamak istemiyorum. Sonra H. geliyor. Kaç tur olacak diye soruyorum, "Toplam 7 tur olacak" diyor. Yani bugün 4 tur daha var. Pişman oluyorum ilk maçı bıraktığıma. H. "Ben izin aldım yarın da buradayım" diyor. Emine'ye soruyorum turnuvaya devam edip etmeyeceğini, o da edeceğim diyor. 


(15 Nisan 2020 Çarşamba - Eskişehir)

Bir uçak yolculuğu, sanırım Çin'e gidiyorum. M. de var. Ağabeyim ve annem de geleceklermiş. Uçağı kaçıracağım ya da iptal olacak uçuş, bir sorun var. Ama M. sayesinde ucu ucuna yetişiyoruz uçağa. Daha önce de buna benzer bir rüya gördüğümü anımsıyorum uyanır uyanmaz.


(16 Nisan 2020 Perşembe - Eskişehir)

İstanbul'dayım, Kadıköy'e gitmişim. R. ile karşılaşıyorum, bir binanın girişinde oturuyor. Boşanma kutlaması gibi bir şey varmış. "Aa ben bunu facebook'ta görmüştüm" diyorum ve bu etkinliğe ben de katılıyorum. Bir grup insan oturuyoruz bir masada. Sohbet ediyoruz R. ile. Küçük bir düğün salonu gibi burası, beyaz ışıklarla aydınlatılmış, beyaz plastik masa ve sandalyeler  var. Sonra oradan çıkıp gece bir evde kalıyorum. Ertesi gün C.'nin çalıştığı yere gidiyorum. Oraya giderken yolda A. G. ile konuşuyorum. "İş çıkışı beni bekleme, ben yetişirim sonra" gibi bir şeyler söylüyorum. Kadıköy'ün aşağısında bir yermiş geldiğim yer. C.'nin çalıştığı dükkan büyük sanat eserleri satan bir yer ama fotokopici gibi görünüyor. C. yorgun görünüyor. Biraz kilo almış. Beni görmüyor. Dükkana girmiyorum. Sonra burada bir zaman atlaması oluyor. Onu evine kadar izlemişim ya da izlemeyi düşünüyorum. Sonra başka bir yerdeyiz ve bana bir şeyler anlatıyor. İş vereninden bahsediyor, onun evine gitmişler, bununla alakalı bir şeyler anlatıyor. Bu hikayeden kesin tacizle alakalı  bir şeyler çıkacak diye düşünüyorum.


(17 Nisan 2020 Cuma - Eskişehir)

Bir çeşit depresyona girdim diye Ç. ağabeyin yanına gidiyorum, Muğla'da deniz kenarında bir muayenehane burası. Bana bir iğne yapıyor ve sakinleşiyorum.


(18 Nisan 2020 Cumartesi - Eskişehir)

Yatılı okul, yatakhane.  Yan ranzada N. var.  Etrafta tanıdık yüzler. E. yiyecek kahvaltılıklar getirmiş. Kamp zamanı. İlk gün çıkıp ortalıkta dolanıyorum, meğer benim içtimaya katılmama gerek yokmuş. Özgürce dolanıyorum, bir şeyler izliyorum. Kıyafetlerimi yıkamak için hazırlık yapıyorum.

...

Annem ve ağabeyim var. Önceki rüyanın devamı gibi ya da bir parçası. Bir okul bahçesindeyiz. Kristal şeklinde, altın renginde bir şeyler yağıyor gökten. Ağzıma alıp bunları kırabiliyorum. Yer bunlarla kaplanıyor. Kehribar gibiler. Okuldan kadın bir öğretmen çıkıyor. Bunları yiyebileceğimi söylüyor. Değişik bir olay yaşandığı için mutluyum. Annem ve ağabeyim de bu olay karşısında şaşkın ve heyecanlı görünüyorlar.





(19 Nisan 2020 Pazar - Eskişehir)

T. var. Ona bir oyun hazırlıyorum. Aramızda flörtöz bir hâl var. Ve bir tehlike var. Bir adam geliyor ve ondan saklanıyorum, bir yatağın altına giriyorum. Kalabalık bir insan grubu. Sonra T.'nin yanına gidiyorum. Sanırım başka bir adamla ilgili sorular var. T.'nin attığı fotoğraflardan bir klasör yapmışım. Ona gösteriyorum, epey yakın davranıyorum, dokunuyorum. Aramızda bir şeyler olduğunun/olacağının güveniyle durumun tadını çıkarıyorum.

...

Yer altından bir tünel kazıp "sevgilimle" buluşabileceğim yer kazayım diyorum, o da kabul ediyor. Kimdi o? Önceki rüyanın uzantısı olarak T. olabilir. Bunu hatırlayamıyorum.

Rüyalar - XIX

(7 Nisan 2020 Salı - Esk.)

Ö. var. Bir de Kartal araba. Sanırım onların evinden bir eşya almaya gidiyorum, o da bana yardım ediyor. Bir başka sahnede Kartal'ı kullanıyorum, yanımda bir kadın var. Bir radyo dinliyorduk ya da bir film izliyorduk. İngilizce konuşmam gerekiyor ama hem araba kullanıp hem İngilizce konuşamıyorum. Bunun epey zor olduğunu fark ediyorum.


(8 Nisan 2020 Çarşamba - Esk.) 

Sık tekrar eden rüya yine: C.'yi görüyorum. Bir erkek arkadaşı var. Tanışma ihtimalimiz vardı o kişiyle ve ben bundan hoşnutsuzdum.

Aynı gün ikinci rüya: Uzaydayım, bir oyun gibi. Ben oyunun içindeyim, bir sürü başka insan da var. Uzay araçlarımız var her birimizin, küçük podlar. Aşağı tarafta dev bir uzay gemisi var ve bir süre sonra kullanılmayacak hale gelecek. Birilerinden önce oraya ulaşmalı ve yer kapmalıyım, böylece gidebileceğim. Yüzlerce pod dev uzay gemisinin üzerine iniyoruz. Pod'dan çıkıp geminin içine girmeye çalışıyoruz. Fakat anlıyorum ki geç kaldım.


(12 Nisan 2020 Pazar - Esk.)  

Bir drone ile, daha sonra kurgulamak üzere bazı sahneler çekiyorum. Porsuk boyunda, çimenlerde, insanların arasında...

...

Gezegenin kenarındayım ve uzaya bakıyorum. Denizdeyim. B. ve E. de denizdeler. Sonra E. denizden çıkıyor, ben B. ile yüzmeye devam etmek istiyorum, "Kalacak mısın?" diye soruyorum. "Biraz daha kalabilirim," diyor. O sırada giyinmeye başlamıştı, bana cevap verirken yeniden soyunuyor. bir ara çırılçıplak kalıyor ve utanıp mayosunu giyiyor. Açıklara doğru yüzüyoruz. Orada, geriye doğru dönmekte olan K.'yi görüyorum. Fotoğraf makinemi ve eşyalarımı kontrol etmesini istiyorum. Sonra denizden geriye yüzen gürültücü genç bir grup geçiyor yanımızdan. Kaya parçalarının yanında bir yerdeyiz. Manzaramız uzay. Bir ara ışıklı askeri helikopterler geçiyor üzerimizden.


(13 Nisan 2020 Pazartesi - Esk.) 

İmgeler: Cumhurbaşkanı, suluboya, geçmişten bir şeyi anlatırken daha mutluydu, dökülmüş yapraklar topladık beraber, beni sevmişti, oldukça sevecen/babacan ama yorgun bir adam. Gece çarşıda yürüyüş yaptık, "Hiç konsere gidiyor musunuz?" diye sordum, "Bir sefer annemi götürebildim yakın zamanda." dedi.

...

Bir süper kahraman rüyası. Süper kahramanlar ölüyor, geriye sanırım sadece Harrison Ford kalmış, hepsini kurtaracak. Bir çeşit speederbike'a biniyor, kullanmayı bilmediği için uzaya doğru yükselip iniyor. İnerken havada uçan araçların yanından geçiyor. Bu araçlardan bazıları T-Rex kafasından yapılmışlar. Hayatta kalmayı başarmış bir kaç süper kahraman ile beraber Kapalıçarşı'ya ya da Kemerlatı'na benzeyen eski bir hanın tepesinde, çatısında bir buluşma oluyor. Örümcek Adam da var aralarında. Düşman yani villain da oraya geliyor, buluşma ifşa olmuş, bunu fark edince tüm ekip dağılıyor.

...

İzmir'in dışında kırsalda bir yerde atölye var. Arkadaşlarımın yaptığı bir atölye bu. Ç. ya da Ç. (hangisi bilmiyorum) birlikte kaldığımız salonun bir kenarında bir kadınla sevişiyor. Bu kadını tanımıyorum. Atölye ekibinin tamamı da burada Ç., Ç., B., C...

Daha önceki rüyalarımda da sık sık gördüğüm ilkokul arkadaşım D.'nin bir anahtarı bende kalmış, onunla buluşup İzmir merkeze gidip anahtarı ona verip döneceğim. Bu arada B. ile telefonda konuşuyorum. Sevgili olmaya dair yaşadığımız (ve ertelediğimiz) sürece mi dönsek artık diye fikir yürütüyoruz. Akşama buluşup yemeğe çıkalım diyorum. Sonra o da "Sekiz yıllık ilişkim yemek yüzünden bitti" diyor (C.'yi kastediyor). Ben de "Yemekleri tüküre tüküre yemiyorsan bir şey olmaz" diyorum. Bu konuşma boyunca bir kaç defa telefon konuşmamız kesiliyor. Hava oldukça kapalı, yağmur yağdı yağacak, hafif fırtına var. Saat 15.00'e geliyor. İzmir'e gitmek için bineceğim otobüsü arıyorum. Cebimdeki anahtarı kontrol ediyorum. Eski tip anahtarlardan, altın yaldızı rengi ve epey ağır. Otobüsümün sırasını bulup kuyruğa geçiyorum. Hemen önümde yaşlı bir amca var, 65 yaş üstü ücretsiz kartı varmış, onu kullanıyor.

Hem D.'yi hem de B.'yi göreceğim için heyecanlıyım. Hatta uyanmaya yakın bunu fark edip, uyanmak istemeyerek rüyayı uzatmaya çalıştım bir süre.



20 Haziran 2020 Cumartesi

"Bir Çan Kulesi Olsun Bu Karanlık"

Orpheus’a Sone’den
2. Bölüm XXIX

"Sessiz dostu nice uzakların, dur ve dinle
nasıl enginleştiğini mekanların soluğunla.
Bırak çalsınlar seni karanlık çan kulelerinde,
Ne varsa seni kemiren, tüm acımasızlığıyla,

güçlenir elbet, buysa bulduğu besin.
Sen yalnızca boyun eğ değişimin buyruğuna.
Nedir sana en acı vermiş deneyimin?
Su acıysa damağında, sen de dönüş şaraba.

Bunca doludizgin bir gecede,
sihirli bir güç ol duygularının çakıştığı yerde,
anlamını sende bulsun o tuhaf karşılaşma.

Ve unutulursan bu dünyadan olanlarca,
şöyle de sessiz toprağa: Akıp gidiyorum.
Seslen hızlı akan suya: Gelen, benim."

Rainer Maria Rilke
(Çev.: Turan Oflazoğlu)


Jean-Baptiste-Camille Corot - Orpheus Leading Eurydice from the Underworld, Kaynak

...

Bir takım notlar:
Almanca'dan İngilizce'ye iki ayrı çevirisini buldum.
Joanna Macy çevirisi ve Robert Temple çevirisiİkincisini daha çok beğendim.
Paylaşitığım Türkçe çevirisini Turan Oflazoğlu yapmış. Seçilmiş Şiirler ve Duino Ağıtları adlı kitaptan.
Neredeyse kendim çevirmeye kalkacaktım; açıkça densizlik olurdu bu. 

...

İnternette aramaya devam edince buldum, ikinci bir çeviri de Yüksel Özoğuz'dan, şu kitaptan geliyor:

"Suskun dostu sayısız uzakların, hisset,
soluğun nasıl da çoğaltıyor mekanı.
Çatı kirişlerinin karanlığında asılı
çanlar çalsın senin uğruna. Neyse seni

kemiren, güçlü olur bu doyumdan da.
Değişime bırak büsbütün kendini.
Nedir senin en acı veren deneyimin?
Şarap ol, içmenin tadı acı geliyorsa.

Aş tüm sınırları bu gecede;
sihirli güç ol düşüncelerinin yol ayrımında;
anlamı ol garip karşılaşmalarının.

Eğer seni bu yeryüzü unutursa,
de ki sessiz duran toprağa: Ben akıyorum.
Hızla akan suya da: Ben varım."

Rainer Maria Rilke
(Çev.: Yüksel Özoğuz)